5 Kasım 2009 Perşembe

Fenerbahçe - Steaua Bükreş

Fenerbahçe - Steaua Bükreş
UEFA Avrupa Ligi H GRUBU 4.Maçı
05.11.2009 Perşembe Saat: 22:05
Star TV, Eurofutbol, HD Smart'tan CANLI


Fenerbahçe - Steaua Bükreş ve Dinamo Bükreş - Galatasaray Maçlarını Azerbeycan'dan İctimaiTV'den izleyebilirsiniz...

İctimai TV
Frekans: 11554 H 2916 – 2/3
Biss Key: 001FFF 12 12 12 12 12 12 12 12

''TAKIMLARIMIZA UEFA KUPASI MAÇLARINDA BAŞARILAR DİLİYORUZ''

Vaka-i Adliye = Vaka-i Ercan Saatçi & Metin Özülkü

Ercan Saatçi ile Metin Özülkü'nün program öncesi geçen küfürlü konuşmaları, malum son günlerin ağızlarda sakız olmuş konusu. Özellikle bir takımın, medyada ki tetikçilerinin gündem yaratma ve bazı olayları unutturma çabası olarakta değerlendirebiliriz konuyu. Olayı savunacak filan değilim. Küfürlü konuşmalar sonuç olarak toplumsal değerler açısından düşünüldüğünde hoş karşılanmayan ve belli bir konuma gelmiş bir insana da yakışmayan ifadelerdir. Ancak herkeste çok iyi biliyor ki hepimiz kendi aramızda muhabbet ederken bu tarz muhabbetler yapıyoruz. Öğrencisinden memuruna, şehirlisinden köylüsüne, en akademisyeninden en elit ve sosyetik geçinenine kadar yani toplumun her kesiminde özellikle futbol söz konusu olunca bu tarz muhabbetler yapılıyor, yapmıyorum diyen varsa da doğru konuşmuyor derim, bundan da kimse rahatsız olmuyor. Bu olayda ise konuşmaların kamera önünde gerçekleşmiş ve kayıt altına alınmış olması, sonrasında da bazı kimselerin kendi çıkar amaçları doğrultusunda bunu toplumun gözleri önüne servis etmiş olmasıdır.Dolayısıyla bu da olayı kamu nezlinde tartışılır hale getirmiştir ve bundan başka bir şey de değildir.

Bu konunun, asıl vahim olan ve olayı hukuk dilinde vaka-i adliye(sıradan bir olay)'den çıkaran tarafı ise FB TV'de montajla atılan görüntülerin, bazı kimselerce saklaması ve olaydan bir kaç sene sonra özellikle bir GS maçından sonra gündeme getirilmesidir. Bu olay meyada yer alış zamanı ve şekli ile çok şarşıtıcıdır. Bununla birlikte, sonuçta sadece bir takım taraftarı olan Ercan Saatçi üzerinden polemik yaratılarak, olayın aslında altında yatan başka bazı amaçlar uygulanmaya yönekilik olduğu düşüncesi uyandırmaktadır bende. Neden bu kişiler bu görüntüleri saklama ve FB TV dışına çıkarma gereksinimi duymuşlardır? Bu görüntüler, santaj ve çıkar amaçlı kullanılmak amacı ile mi, yoksa çalıştıkları kurumda başka bir takımın taraftarı olmanın verdiği bir hissiyat ile olayın sindirilememiş olmasından dolayı bir amaç için mi saklanmıştır? Bir hissiyat ile yapılmış olsa çekildiği tarihte gündeme gelmesi ve medyaya servis edilmesi gerekmezmiydi? Gerekirdi diye düşünüyorum. Şu halde bu görüntüler çıkar amaçlı saklanmıştır. Peki bu görüntülerin bir GS maçından sonra Kadiköy de özellikle on yıldır süren FB'in yenilmezlik serisinden sonra ortaya çıkması ise tesadüfmüdür? Bu görüntülerden zaten önceden beri haberi olanlar neden şimdiye kadar bu görüntüler konusunda hiç birşey yapma gereksinimi duymadılar? Derbi maçı bittikten sonra bu görüntüler bazı kişiler vasıtası ile medyaya servis edilerek ve üzerine bir sonraki haftanın maçları oynanmış olduğu halde olayı hale gündemde tutma çabası ile ne amaçlanmak istenmektedir? Derbi maçında çıkan olayları gündemde tutmak ve mağlubiyeti unutturmak isteyenlerin fırsat bu fırsat deyip görüntüleri medyaya servis ettikleri kanaati aklı selim olan herkesin varacağı bir sonuç olarak görünmekte. Peki maç öncesi bu görüntüler ellerinde olanlar ve şimdiye kadar bekleyenler, derbi maçını GS kazanmış olsaydı acaba bu görüntüleri gündeme getirirmiydi? Hiç zannetmiyorum. Çünkü o zaman kazandıkları zaferin önüne başka bir olayın geçmesine izin vermezlerdi. Şu halde bu olayın zamanında değil de şimdi neden gündeme getirildiği ortadadır.

Kısacası bu görüntülerin saklananarak kurum dışına çıkarılması, bu olayı yasal olarak sıradan bir olay olmaktan çıkarmıştır. Görüntüleri, meslek etiğine ve yasalara aykırı bir şekile kurum dışına çıkaracak kadar gözü kararan kişiler için, bunu sadece bir taraftar hissiyatı ile yaptıklarının söylenmesi ise inandırıcı değildir ve bu olayı adli bir olay yaptığı gerçeğini de değiştirmez.

Not:Vaka-i Adliye= Sıradan olay (hukuk dilinde) demektir.
Örneğin: FB'nin GS'yi Kadiköyde on yıldır yenmesi vaka-i adliyedir ancak GS, FB'yi yenseydi bu olay artık vaka-i adliye olmaktan çıkardı ve şaşılacak bir olay olurdu.

26 Ekim 2009 Pazartesi

Hak Edilen Bir Zafer ve Sonrasında Yaşanan Sevinç...

Günlerden beri kimin kazanacağı merak edilen ve bunun için nice anketler yapılan derbi maçı sonunda oynandı ve bitti. Kimi anketler fiyasko çıkarken kimisi ise sonucu doğru olarak tahmin etti. Bizce sonuç malumdü. Maç, Kadiköy'de galibiyetle sonuçlanacak bir Galatasaray derbi maçı idi ve maçın sonunda karşılaştığımız manzara ise haliyle Kadiköyde bundan önceki dokuz maçta da gördüğümüz tanıdık bir manzaraydı. Saha dışında çıkabilecek olaylar, saha içinde yaşanacak gürültü-patırtı ve çıkabilecek kartlar, taraftar kavgaları, hakemin muhtemel iki taraf için verebileceği hatalı kararları, bütün bu olup bitecekler her derbi öncesi tahminler içinde yer alabilecek görüşlerdi. Ancak hiç kimse bu maçın gidişatını ve sonunda kazanan tarafın bu denli hak ederek kazandığı bir maç olacağını tahmin edemezdi, edemedi de nitekim. Kadıköyde kazanılan bu galibiyeti, Şükrü Saraçoğlu'nun büyüsü ya da Galatasaraylı futbolcuların fobisi veya heyecanı olarak değerlendirmek, komik bir yaklaşım olduğu gibi sonrası için bizim futbolumuz ve Türk futbolu için bir tehlikedir.
Ne hakem kararları, ne de saha dışında ve içinde çıkan olaylar, dün akşam Şükrü Saraçoğlu stadında, taktik anlayışı ile birlikte futbolcuların yüreğini ve mücadele güçlerini sahaya yansıtarak kazandıkları bu galibiyete gölge düşüremez. Sonuna kadar hak edilen bir galibiyet almıştır Fenerbahçe. Futbolda gol atmak kadar önceside yememek gerektiğini de bir kez daha ispatlamış oldu takımımız bize. Tamam kimi zaman fazla pas nedeniyle ağır görünen bir yapıya sahipiz ve buda bizi pek hoşnut etmiyor. Ancak şuda bir gerçek her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır. Elimizdeki kadro ve futbolcu özellikleri bunu gerektiyor. Bu şekilde savunma ehemmiyeti ön planda oynamak sonunda başarı getirecektir mutlaka. Çok gol atana fazla puan vermiyorlar. Buna en iyi örnek Galatasaray. Bugün geldiğimiz noktada ise bu maçtan ve sonrasında ezeli rakibizin yaşandıklarından, biz Fenerbahçeliler ders çıkartmalıyız ki, rakibimizin düştüğü bu duruma biz de düşmeyelim. Fazla gol attığı ve fazla gol pozisyonuna girdiği (girdiği pozisyonları gole çevirmeyi becerdiği için desek daha doğru olacak) için Galaktikos denilen Galatasaray'a o gün methiye düzenler ve futbolcularını göklere çıkaranlar bugün geldiğimiz noktada alınan sonuçlar neticesinde Galatasaray'ı yerin dibine sokma çabasındalar. Ne gereğinden fazla göklere çıkaracaksın ne de gelen bir kaç kötü netice sonrasında yerin dibine sokacaksın. Kadro kalitesi, oyun dizilişi ve oyun tarzı ile benzer bu iki takım arasında oyunun oynama noktasındaki mantalite farkı bu iki takımı birbirinden ayıran en önemli fark. Eğer ayaklar yere sağlam bassa idi, bugün kazanan Fenerbahçe'nin neden kazanacağı, Galatasaray'ın ise neden kaybedeceği görülebilirdi. Dokuz haftalık lig süresince ve avrupa kupası maçlarında ortaya konan futbol, teknik yaklaşım, oyun tarzı, oyuncu ve teknik adam profili iyi irdelenmiş olsaydı bu maçın galibini tahmin etmek güçleşmezdi.

23 Ekim 2009 Cuma

Kazım - Andre Santos SHOW

Kazım ve Andre Santos Steaua Bükreş'e atılan gol sonrası ayak hareketleri ile yaptıkları sevinç gösterisiyle bir show'a daha imza attılar. Bu ikili onbirde yer aldığı sürece sanırım bu show devam edecek. Futbolun bir oyun olduğunu hatırlatmaları ve yaptıkları ile yüzümüzde bir tebessüm oluşturmaları açısından çok güzel hareketler bunlar. Ne diyelim başka. Böyle sevimli hareketler kanaryaya yakışır.

Bükreş'te İnanılarak Alınan Üç Puan...

Bükreş'e giderken kafilede tek forvet oyuncusu Semih'in oluşu ve antremanda onunda sakatlanarak Guzia, Alex ve Deivid'e katılması ile Fenerbahçe 4 ileri uç oyuncusunu kaybetmiş forvet oynayabilecek 1 Kazım kalmıştı ve bu şekilde sahaya çıkacaktı. Bu şartlarda, maçtan önce tek beklentim, oynanacak oyunun güzelliğinden ziyade, maç sonunda skorun lehimize olması idi. ''Nasıl olursa olsun, 1-0 olsun. Bizim olsun.'' dediğimiz bir maçtı öylede oldu. Sonuçta forvet oynayabilecek özellikte bir Kazım vardı ve teknik direktörümüz Daum da ona bu mevkide görev vermek zorunda kaldı. Kazıım da gölü atarak galibiyetin alınmasında önemli bir rol oynadı. Sahaya çıkan onbirde kaleci ve 4 savunma oyuncusu dışındaki 6 oyuncunun orta saha oyuncusu olması, maçta bu bögede topa hakim olacak takımın Fenerbahçe olacağını gösteriyordu. Nitekim takımımızın topla oynama yüzdesi %64 olarak maç sonu istatistiklerine yansıdı. Bu kadro yapısı ile takımımızın fazla gol pozisyonu ve gol bulmasını beklemiyordum. Nitekim maçta 1 gol bulabildik. Ancak beklediğimden daha fazla net gol pozisyonunu bulduk, fakat kaçırdık. Son vuruşlar daha dikkatli yapılsa maçı koparan skoru ilk yarıda elde edebilirdik. Emre ve Gökhan'ın performansları üst düzeyde idi. Özer Hurmacı kalitesini gol pozisyonunda topu R. Carlosa verirken bir kez daha kanıtladı. 90dakikadaki görüntüsü iyidi. Ancak fizik eksiği olduğu da göze çarptı. Sayın Daum'um Özer konusunda neden biraz ağırdan aldığınıda daha iyi anlamış olduk. Andre Santos geldiğindeki oyunundan biraz uzakta bir görüntü çizmeye devam etti. Cristian ise her geçen gün performansını yükseltiyor. İnişli çıkışlı bir grafik çizmemesi güven verici. Lugano'yu akşam pek beğenmedim, gereksiz ve dengesiz şekilde topa müdehalelerde bulunuyor. Aynı mevkide oynayan Bilica da onun kadar çok mücadele ediyor ve hamle yapıyor ama ne kart görüyor ne de tehlike yaratabilecek bir yerde faul yapıyor. Kısacası Lugano'nun biraz daha dikkatli oynaması gerekiyor. R.Carlos, yaşına göre oldukça iyi idi. Maça sonradan dahil olan Vederson ise hem savunma hem hücum anlayışında tam olarak vasattı. Basında yer haberlere göre maçtan sonra soyunma odasına giderken, Emre bir pozisyon hakkında Vederson ile tartışmış. Haber ne kadar doğru bilmiyorum ama oyunun son bölümlerinde oyuna dahil olan Vederson, bu kısa sürede beni dahi ekran karşısında sinirlendirmeyi başardı. Emre'nin kızmasını anlayabiliyorum doğrusu. Takım, Bükreş'te 3puanı almak için gerçekten inarak sahaya çıkmış. Kısacası UEFA kupası için grupta iddamızı sürdürmek ve GS derbisi öncesi suyun bulanmaması için alınan bu galibiyet çok önemli.

22 Ekim 2009 Perşembe

Steaua Bükreş - Fenerbahçe

Steaua Bükreş - Fenerbahçe
UEFA Avrupa Ligi H GRUBU 3.Maçı
22.10.2009 Perşembe Saat: 20:00
TNT ve D-Smart 'tan CANLI

TNT
Biss Key:
11804 00 BA CD 19 A0 03 20 09 2C ya da
001FFF 2A BA CD 19 A0 03 20 09 2C ya da
001FFF 00 BA CD 19 A0 03 20 09 2C

Steaua Bükreş - Fenerbahçe ve Galatasaray - Dinamo Bükreş Maçlarını Azerbeycan'dan İctimaiTV'den izleyebilirsiniz...

İctimai TV
Frekans: 11554 H 2916 – 2/3
Biss Key: 001FFF 12 12 12 12 12 12 12 12

''TAKIMLARIMIZA UEFA KUPASI MAÇLARINDA BAŞARILAR DİLİYORUZ''

21 Ekim 2009 Çarşamba

Çok Fazla Ayrılık Yaşamadan Yolumuza Devam...

İş yoğunluğu, beraberinde sağlık sorunları ile uğraşırken zaman akıp geçti, bloğa fırsat bulupta karalayamadık birşeyler. Bu yedi günde içinde neler olup bittiğini elimden geldiğince takip etmeye çalıştım tabii. Fenerbahçemizin antep sofrasında 3 puan bırakmasını, rakibimizin, Beşiktaş maçındaki hakem rezaleti ile aldığı 3 puan sonrasında Trabzon maçında da yine hakem rezaleti ile aldığı 3 puanı eklemesini, yine aynı maçta hakemin ve 6S yönetiminin Arda'yı Fenerbahçe maçında oynatmak için gösterediği çabayı, Sayın Fatih Terim'in beklenen açıklamasını ve milli takımı bırakmasını, Denizlispor'un 9. hafta sonunda Nurullah Sağlam'ın görevi bırakması ile teknik direktör kıyımına devam etmesini, Sayın Yılmaz Vural'ın milli takıma başına geçme isteği yönündeki beyanatını, Alex, Guzia ve Devid'in sakatlıklarının devam ettiği yönündeki resmi sitedeki haberlerini, Daha UEFA Kupası grup eleme maçlarını oynamadan sanki bu maçlar yokmuş gibi FB-6S derbisinin basında sürekli gündemde tutulmasını, şampiyonlar liginde Barcelona'nın kendi evinde Gökdeniz Karadeniz'in golüyle Rubin Kazan'a 2-1 mağlup oluşunu, bu maç sonrası basının Gökdeniz'i hatırlayışını izledik, izlemeye devam ediyoruz. Bu geçen tüm olaylara yeri geldiğince değiniriz elbet. Çünkü meydana gelen her olay geride kalır, ancak hiçbiri unutulmaz. Yapılanlar gün gelir bir başka olayda karşımıza çıkıverir. Zaman belki geçer, ama yaşananlar ve yaşatılanlar ile geride izini bırakır. Biz de yeri geldiğinde bu izlere değiniriz. Şimdi Bükreş'te oynanacak maça konsantre olalım. Antep'te çıkan faturaya bir de Bükreş'i ilave etmeyelim :)

14 Ekim 2009 Çarşamba

Politize Edilmiş Bir Futbol Karşılaşması!!!



Türkiye -Ermenistan
2010 Dünya Kupası Grup Maçı 14.10.2009 Saat: 21:00'de
ATV'den Canlı Yayınlanacak.

Türkiye - Ermenistan arasında oynanacak futbol maçı, bir spor karşılaşması olmaktan ziyade politize edilmiş siyasi bir gösteri karşılaşmasına dönüştü. Simon Kuper'in kitabına verdiği ''FUTBOL ASLA SADECE FUTBOL DEĞİLDİR'' adının, içinde verdiği gerçekliğin ne denli doğru olduğunu bugün bir kez daha yaşayarak görüyoruz. Aslında Kuper bu başlığı yazarken ve kitabında futbola siyasetin bulaştığını kastememişti. Futbolun, insalara verdiği heyecen, coşku, sevinç, korku, gözyaşı, atraksiyon, organizasyon ve ekip ruhu ile milyonlarca insanı etkilediğini ve bunun kaçınılmaz sonucu olarakta milyonlarca insanı etkileyen bu oyunun artık bir oyun olmaktan çıktığını ve futbolun asla sadece futbol olamayacağını anlatmıştı. Ancak bugün geldiğimiz bu noktada ise bu başlığın verdiği mesajın anlamı değişti. Bursa'da alınan güvenlik önlemleri bir maç için o kadar fazla ki, bu bile sadece kendi başına bu maçın sadece bir maç olmadığının kanıtı. Sanırım, stadta maçı izlemeyi düşünenler iki kere bu kararlarını gözden geçireceklerdir. FIFA'nın stada Azerbeycan bayrağının sokulmamasını istemesi, hükümetin demokratik açılıma bir de Ermenistan açılımını eklemesi ve maç öncesi Ermenistan ile imzalanan protokol, maçı spor müsakabasından çıkardı ve maça, iyice siyasi bir nitelik kazandırdı.

İmzalan protokolden, protokolün ne getirip ne götüreceğinden, hükümetin demoratik açılımlarından ya da demokrasi ve insan hakları çığırtkanı olan kendilerini gelişmiş mediniyetler olarak adleden devletlerin ve mensuplarının, stada Azerbaycan bayrağı sokulmasının yasaklanmasını istemeleri gibi insan hak ve hurriyetlerine, demokratik tepki gösterme isteklerine engel oluşturmak için giriştikleri bu çelişkili davranışlarından bahsetmek, tarihi ve siyasi bir yaklaşım sergilemek sadece spora başka anlamlar yüklemek isteyenlerin ekmeğine yağ sürmekten öteye gitmez. Aslında bu maçın, sadece bir spor müsabakası olması ve grupta hiçbir iddası kalmamış iki takımın grup maçlarını tamamlamak adına sahaya çıktıkları bir karşılaşma olması gerekirdi. Ancak maçın, bu yaklaşımdan ve söylemden uzak siyasi bir kimlik kazanması, sonrası için bu spor dalına vurulmuş bir darbedir.

Siyasi meselelerin ve devlet sorunlarının tartışılacağı ve çözüme ulaştırılacağı yer futbol sahası olmamalıdır. Futbol bir spor dalı olarak, tüm insanların ilgi odağı ve paydaşı bir değer taşıma niteliği ile evrensel bir olgu haline gelmiştir. Evrensel bir olgu içinde insanların ve devletlerin kişisel çıkarlarını öne çıkarma çabaları ise bu olguya zarar verir. Sonuçta ne olursa olsun, ne kadar çok şey yazılıp, çizilirse çizilsin, sporsever olarak bizler bu maçın sadece bir spor karşılaşması olduğunu hatırlayalım. Bırakalım futbol bir spor dalı olarak kalsın.

Medeniyet, insan hak ve hürriyetlerinin sadece bir devletin sınırları içinde yaşayan insanları değil, tüm dünya devletleri içinde yaşayan insanları kapsadığını hazmedebilmektir.

12 Ekim 2009 Pazartesi

''Dünya Kupasına Yine Seyirci Olarak Katılıyoruz'' Peki Neden?

Başarı için misyon ve vizyon sahibi olmak lazım. Başkan olmak için ise bu misyon ve vizyona kurumsal yapı kazandıracak yapılanmayı sağlayacak kadroları hazırlayabilecek öngörü ve yeteneğe sahip olmak gerekir. Dünya kupasına katılma şansı neredeyse sıfır olmuş bir milli takım Belçika önüne çıkarken, bırakın vizyon ve misyon sahibi olmayı bir futbol anlayışı dahi ortaya koyamadı. Gerçi grup maçlarının hiçbirinde bir futbol anlayışına sahip değildik. Evet bir futbol anlayışımız var, kişisel becerilere bağlı karambole hücum ve savunma anlayışı. Rakip takımlar sitemsizliğimizden bizim ne yapabileceğimizi tahmin edemiyor. Lakin bizde ne yapabileceğimizi bilemiyoruz. Dolayısıyla karambole futbol anlayışısı karambole sonuçlara götürüyor bizi. Sonuç hep başarısızlık hep hüzün. Rijkaard, ülkemizde geçirdiği şu kısa zamanda dahi futbolumuzdaki eksikliği gördü ve ''Türk futbolunda herşey var ama hiç birşeyden tam olarak yok'' derken neyi eksik yaptığımızı da dile getirdi. Her şeyden biraz alan ama hiç birşeyden tam olarak bir şey almayan futbol anlayışı ise bizi karambole oynayan bir takım yapıyor. Öte yandan 32 yaşına gelmiş bir Ceyhun Eriş ile maça başlamak ve sonrasında 34 yaşındaki Yusuf Şimşek'i oyuna almak ise ilerisi için bizim bir vizyon ve misyon sahip olmadığımızın kanıtı. Bir misyon ve vizyona sahip olmayan bir yapı ve karambole futbol anlayışı, bugün yine bizim bir dünya kupasına seyirci olarak kalmamızın temel sebebidir.

Bugün gelinen bu noktada ise Fatih Hoca istifasını verdi. Başarısızlığın elbet bir faturası olmalı. Ancak sadece başarısızlık Fatih Hocaya mı ait? Milli takım için bir misyon ve vizyon ve bu bağlamda bir kadro oluşturamayan Federasyon'un hiç mi suçu yok? Şimdi Federasyon, Ermenistan maçı sonrası yeni bir teknik adam arayışına girecek ve bir teknik adamı görev başına getirecek. Peki aynı anlayış içinde gelecek teknik adam milli takıma ne katacak?

Artık asıl önemli olan, Türk Futbolunu ileriye taşıyacak ve başarılar getirecek bir anlayışın hem kulüpler hem de milli takım seviyesinde yerleştirilmesi gerekmektedir. Yeni bir futbol anlayışını yerleştirebilecek, milli takımı uzun yıllardır ne oynadığı belli olmayan futbol anlayışı ve sistemden çekip çıkaracak yeni bir oluşum ile ve en önemlisi Türk milli takımına sahada modern bir futbol mantalitesi ile oynatabilecek vizyona sahip bir teknik adamın gelmesi gerekmektedir. Tabii önce böyle bir teknik adamı göreve getirecek bir Federasyon'un işin başına geçmesi ve Federasyonun yeniden yapılandırılması gerekmektedir.

10 Ekim 2009 Cumartesi

Milli Takım ve Türk Futbolu Üzerine

Milli takımın 2010 Dünya Kupası Avrupa Elemelerinde grubunda aldığı sonuçlar ve gruptaki konumu gerçekten üzerinde düşünülmesi gereken bir durum. Turkcell Süper Lig'te milyon Euro'lar verilerek yapılan transferler, bu değerlerde yerli oyuncuların transferleri ve bu futbolcuların gerçek ederleri masaya yatırılmalı. Bu kadar yüksek paraların döndüğü piyasada ne milli takım ne de kulüpler düzeyinde bir başarının olmaması gerçekten düşündürücü. Milli formayı giyen futbolcuların ve teknik direktörün aldığı paralar ise bırakın Türkiye şartlarını dünya çapında dahi hiçte azımsanacak rakamlar değil. Bu şartlar altında, bırakın Dünya Kupasında derece yapmayı bu turnuvaya katılma becerisi dahi gösterememek, özellikle böyle bir gruptan çıkmayı başaramamak gerçek bir başarısızlıktır. Başarıda mükafatı alanlar, gelen başarısızlık neticesinde de sonuçlarına katlanmalıdır. Ancak 2010 Dünya Kupası Afrika'da oynanırken ve biz yine televizyonlarımız karşısında organizasyonu ve maçları seyirci olarak izlerken, basın ve spor yazarları diğer ülkeleri yorumlar, biz neden gidemedik diye hayıflanırken, sorumlar ise kaldıkları yerden devam ederek bu başarısızlığı unuttururlar. Akabinde de sonraki turnuvalar için umut verilerek herşeye bir sünger çekilir. Başarısızlığın gerçek nedenleri ortaya konulmadan, sorumlular ve hatalar tespit edilmeden, ne futbolumuz gelişir ne de başarı gelir. Gerekli çalışmalar yapılmadan ve önemler alınmadan girilecek her organizasyonda da aynı hüsranı yaşamaya devam ederiz. 86 yıllık cumhuriyet tarihinde, Milli takımlar düzeyinde Dünya Kupası üçüncülüğü dışında bir başarı kazanılmamış olması, Kulüpler düzeyinde sadece Galatasaray'ın aldığı bir UEFA kupası dışında başarının olmaması, TFF'nin ve tüm spor kamuoyunun tartışması gerekli başlıca konu olmalıdır. Yoksa Turkcell Süper Lig'te mutlaka her durumda, statü ve şekil itibari ile bir şampiyon çıkacak ve sıralama olacaktır. Ancak elde edilen şampiyonluğun gerçek bir anlam ifade edebilmesi için ligte oynanan futbol kalitesinin yüksek olması gerekmektedir. Beşiktaş'ın geçen sene kazandığı Lig ve Kupa şampiyonluğu sonucu bu sene lig'te yaşadığı hüsranı açıklamak için sadece şanssızlık demek, gerçekleri görmekten uzak bir yaklaşım olur. Sorunun kaynağını tespit etmeden sergilenen bu yaklaşımlar ile çözüm yolu bulunamaz. Kulüp düzeyinde, alt yapıların durumu da dahil, futbolcuların yetiştirilmesi konusunda yeni yaklaşımlar ve sistemler ile beraberinde düzenlemeler getirmeli, kulüplerin transfer yaklaşımları ve stratejileri bazı kurallar çevçevesinde yapılmalı, milli takımın başarı kazanabilmesi ve kulüpler ile etkileşimin arttırılabilmesi için düzenlemeler getirilmelidir. Bütün bunların gerçekleştirilebilmesi için gerekli çalışmalar bir an önce yapılmaya başlanmalıdır. Bu amaçla Federasyon bünyesi yeniden yapılandırılmalı, bu çalışmaları yapabilecek profesyonel, akılcı ve bilimsel alt yapıları kullanabilen insanlar görev başına getirilmelidir.

9 Ekim 2009 Cuma

Belçika - Türkiye

Belçika - Türkiye
10 Ekim 2009 Cumartesi Saat 21.45'te
FOX TV'den Canlı izleyebilirsiniz.

Bosna Hersek maçı için mutlak kazanılması gereken bir maç demiştik. Ancak maçtan berabere ayrılınca dünya kupasına seyirci olarak katılacağımız kuvvetle ihtimal oldu. Yarın akşamki Belçika maçına çıkmadan önce Estonya - Bosna Hersek maçı oynanmış olacak ve eğer bu maçta Estonya puan alamazsa bir başka deyişle Bosna Hersek puan kaybetmez ise Belçika maçı bizim için grup maçlarını tamamlamak için sahaya çıktığımız formalite maçına dönecektir. Dolayısıyla da maçın bizim için bir önemi kalmayacak ve tatsız tutsuz bir maç olacaktır. Maç saatine kadar Estonya - Bosnak Hersek maçının sonucuna göre Belçika maçının heyecanı da değişek. Maçın sonucunu bekleyip, gelecek habere göre heyecan yaşayacağız.

Öte yandan maçın FOX TV'den canlı olarak verilecek olması da gerçekten seyirci açısından bir talihsizlik. Bu kanaldan maç izlemek gerçekten eziyet. Bosna Hersek ile yaptığımız maçı da hatırlayacağınız üzere FOX TV vermiş ve bizi ekranlar karşısında deli etmişti. Maç esnasında gelişen pozisyonlar da pozisyonu ve topun olduğu bölgeyi reklamla kapatan FOX TV'nin, maçın anlatımında yapılan yorumları ise gerçekten seyir zevkimizi kaçırmıştı. İnşallah bu yayından sonra gelen tepkilerden ders almışlardır. Yoksa Estonya - Bosna Hersek maçının ve sonucunun üzerine bir de yayın rezaleti hiçte çekilmez olur.


İlginizi Çekebilir:

Yayın Rezaleti ve Üzerine Yiten Umutlar...
10 Numara Milli ?
Milli Hazırlık, Milli Sevinç...

7 Ekim 2009 Çarşamba

Karar Açıklandı: Ankaraspor Küme Düştü...

TFF Ankaraspor ile ilgili kararını açıkladı burada. Türkiye Futbol Federasyonu Başkanvekili Lütfi Arıboğan, Ankaraspor'un bir alt lige düşürülmesi kararının Tahkim Kurulu tarafından onanmasının ardından, konuyla ilgili bugün düzenlenen basın toplantısında alınan kararları açıkladı. Ankaraspor'un küme düşrülmesi sonucu süper ligte puan durumu aşağıdaki gibi değişti.

Alınan karar en çok Ankaraspor ile maç yapan ve puan kaybeden takımlara yaradı. Antalyaspor Ankaraspor'a yenilmiş Gençlerbirliği ve Gaziantepspor ise berabere kalmıştı. 4 hafta ligte mücadele veren Ankaraspor'dan 3 puan alan Galatasaray ise mücadele ederek 3 puan alan tek takım oldu bu karar neticesinde.