Dileğimiz sene sonunda asıl bu keyfi yaşamak. Öte yandan kim ne derse desin, ilk yarıyı lider kapamanın keyfini rakiplerimizin kursağında bıraktık ya, bu da Fenerbahçeyi rakiplerine oranla daha fazla eleştiren Fenerbahçe düşmanlarına kapak olsun. Bu keyfi bize yaşatan takımıza teşekkür ediyoruz. Turkcell Süper Lig'in ikinci yarısında takımın daha iyi bir performans göstereceğine olan inancımız da perçinlendi.21 Aralık 2009 Pazartesi
Fazla Söze Gerek Yok...
Dileğimiz sene sonunda asıl bu keyfi yaşamak. Öte yandan kim ne derse desin, ilk yarıyı lider kapamanın keyfini rakiplerimizin kursağında bıraktık ya, bu da Fenerbahçeyi rakiplerine oranla daha fazla eleştiren Fenerbahçe düşmanlarına kapak olsun. Bu keyfi bize yaşatan takımıza teşekkür ediyoruz. Turkcell Süper Lig'in ikinci yarısında takımın daha iyi bir performans göstereceğine olan inancımız da perçinlendi.26 Ekim 2009 Pazartesi
Hak Edilen Bir Zafer ve Sonrasında Yaşanan Sevinç...
Günlerden beri kimin kazanacağı merak edilen ve bunun için nice anketler yapılan derbi maçı sonunda oynandı ve bitti. Kimi anketler fiyasko çıkarken kimisi ise sonucu doğru olarak tahmin etti. Bizce sonuç malumdü. Maç, Kadiköy'de galibiyetle sonuçlanacak bir Galatasaray derbi maçı idi ve maçın sonunda karşılaştığımız manzara ise haliyle Kadiköyde bundan önceki dokuz maçta da gördüğümüz tanıdık bir manzaraydı. Saha dışında çıkabilecek olaylar, saha içinde yaşanacak gürültü-patırtı ve çıkabilecek kartlar, taraftar kavgaları, hakemin muhtemel iki taraf için verebileceği hatalı kararları, bütün bu olup bitecekler her derbi öncesi tahminler içinde yer alabilecek görüşlerdi. Ancak hiç kimse bu maçın gidişatını ve sonunda kazanan tarafın bu denli hak ederek kazandığı bir maç olacağını tahmin edemezdi, edemedi de nitekim. Kadıköyde kazanılan bu galibiyeti, Şükrü Saraçoğlu'nun büyüsü ya da Galatasaraylı futbolcuların fobisi veya heyecanı olarak değerlendirmek, komik bir yaklaşım olduğu gibi sonrası için bizim futbolumuz ve Türk futbolu için bir tehlikedir.10 Ekim 2009 Cumartesi
Milli Takım ve Türk Futbolu Üzerine
Milli takımın 2010 Dünya Kupası Avrupa Elemelerinde grubunda aldığı sonuçlar ve gruptaki konumu gerçekten üzerinde düşünülmesi gereken bir durum. Turkcell Süper Lig'te milyon Euro'lar verilerek yapılan transferler, bu değerlerde yerli oyuncuların transferleri ve bu futbolcuların gerçek ederleri masaya yatırılmalı. Bu kadar yüksek paraların döndüğü piyasada ne milli takım ne de kulüpler düzeyinde bir başarının olmaması gerçekten düşündürücü. Milli formayı giyen futbolcuların ve teknik direktörün aldığı paralar ise bırakın Türkiye şartlarını dünya çapında dahi hiçte azımsanacak rakamlar değil. Bu şartlar altında, bırakın Dünya Kupasında derece yapmayı bu turnuvaya katılma becerisi dahi gösterememek, özellikle böyle bir gruptan çıkmayı başaramamak gerçek bir başarısızlıktır. Başarıda mükafatı alanlar, gelen başarısızlık neticesinde de sonuçlarına katlanmalıdır. Ancak 2010 Dünya Kupası Afrika'da oynanırken ve biz yine televizyonlarımız karşısında organizasyonu ve maçları seyirci olarak izlerken, basın ve spor yazarları diğer ülkeleri yorumlar, biz neden gidemedik diye hayıflanırken, sorumlar ise kaldıkları yerden devam ederek bu başarısızlığı unuttururlar. Akabinde de sonraki turnuvalar için umut verilerek herşeye bir sünger çekilir. Başarısızlığın gerçek nedenleri ortaya konulmadan, sorumlular ve hatalar tespit edilmeden, ne futbolumuz gelişir ne de başarı gelir. Gerekli çalışmalar yapılmadan ve önemler alınmadan girilecek her organizasyonda da aynı hüsranı yaşamaya devam ederiz. 86 yıllık cumhuriyet tarihinde, Milli takımlar düzeyinde Dünya Kupası üçüncülüğü dışında bir başarı kazanılmamış olması, Kulüpler düzeyinde sadece Galatasaray'ın aldığı bir UEFA kupası dışında başarının olmaması, TFF'nin ve tüm spor kamuoyunun tartışması gerekli başlıca konu olmalıdır. Yoksa Turkcell Süper Lig'te mutlaka her durumda, statü ve şekil itibari ile bir şampiyon çıkacak ve sıralama olacaktır. Ancak elde edilen şampiyonluğun gerçek bir anlam ifade edebilmesi için ligte oynanan futbol kalitesinin yüksek olması gerekmektedir. Beşiktaş'ın geçen sene kazandığı Lig ve Kupa şampiyonluğu sonucu bu sene lig'te yaşadığı hüsranı açıklamak için sadece şanssızlık demek, gerçekleri görmekten uzak bir yaklaşım olur. Sorunun kaynağını tespit etmeden sergilenen bu yaklaşımlar ile çözüm yolu bulunamaz. Kulüp düzeyinde, alt yapıların durumu da dahil, futbolcuların yetiştirilmesi konusunda yeni yaklaşımlar ve sistemler ile beraberinde düzenlemeler getirmeli, kulüplerin transfer yaklaşımları ve stratejileri bazı kurallar çevçevesinde yapılmalı, milli takımın başarı kazanabilmesi ve kulüpler ile etkileşimin arttırılabilmesi için düzenlemeler getirilmelidir. Bütün bunların gerçekleştirilebilmesi için gerekli çalışmalar bir an önce yapılmaya başlanmalıdır. Bu amaçla Federasyon bünyesi yeniden yapılandırılmalı, bu çalışmaları yapabilecek profesyonel, akılcı ve bilimsel alt yapıları kullanabilen insanlar görev başına getirilmelidir. 5 Ekim 2009 Pazartesi
Topun Ağzındakiler

Fenerbahçe önünde puana çok yaklaşmasına karşın maçın son dakikalarında verdikleri inanılmaz pozisyon sonucu kalesinde gölü gören Antalyaspor da Memet Özdilek eleştirilerin odağı oldu. 8. haftada da Sivasspor mağlubiyeti ile ligin sonuna demir atan Antalyaspor da Mehmet Özdilek bakalım ne zaman pes edecek. Fenerbaçe maçında alınan mağlubiyet sonrası Sayın Özdilek'in istifa etmesi gerekirdi diye düşünüyorum. Zira bu noktadan sonra alınacak her kötü sonucun tek sorumlusu Mehmet Özdilek olarak görülecektir. Bu da Mehmet'in teknik direktörlük kariyerine zarar verecektir. Bu saatten sonra kendisi ve Antalyaspor için en hayırlısı bu olur.
Bülent Uygun
Sivasspor'a tarihinde ligte en iyi yerlere gelmesinde en büyük pay sahibi Bülent Uygun, 8. hafta sonunda Antalyaspor karşısında ilk galibiyetini alabildi. Şampiyonlar Ligi'nden kötü bir şekilde elendikten sonra UEFA Avrupa ligi eleme maçları sonunda avrupa defterini kapayan Yiğidoların teknik direktörü ligte alınan kötü sonuçların getirdiği baskıya dayanamadı. İstifasını açıklayan Bülent Uygun için Sivasspor yönetiminin alacağı karar bekleniyor. Uygun'un istifası kabul edilirse Bülent Uygun bu sezon ligte takımından ayrılan 3. teknik adam olacak. 8 hafta sonunda sadece 4 puan alabilen Uygun'un istifa etmesini akılcı bir karar olarak görüyorum. Zira alınacak her kötü sonuç, yönetim ve taraftar nezlinde hedef olmasına ve kaçınılmaz sona doğru biraz daha yaklaşmasına sebep olacaktı.
Mustafa Denizli

Bu hafta ligte Denizlispor'u yenerek az da olsa nefes alan Beşiktaş'ta sular bakalım ne zaman durulacak. Denizlispor maçında Beşiktaş taraftarının hedefi olan yönetim ve başkan Demirören, taraftarın büyük bir çoğu tarafından kötü sonuçların sorumlusu olarak görülen teknik direktörü Mustafa Denizli'nin arkasında bakalım ne kadar durabilecek. Beşiktaş'ta 9. haftadaki Kasımpaşa maçı sonrası oynanacak zorlu lig maçları ile girilecek periyotta alınacak sonuçlar Sayın Denizli ve Başkan Demirören'in kaderini belirleyecek. Kısacası Beşiktaş, her an küçük bir kıvılcım ile patlayacak bir bombanın üzerinde oturuyor.
''Büyük teknik adam olmak, sadece başarı kazanmak ile değil, aynı zamanda yeri geldiğinde başarısızlığı kabul edip bırakma erdemini göstermekle mümkün olabilir.''
8. Haftaya 3-0'lık Skorlar İle Damga Vurdular
8. haftada Ankara'nın güçlü ekipleri ile karşılaşan Şampiyonluğun en güçlü adayları olarak görülen Fenerbahçemiz ve Galatasaray, haftaya 3-0 'lık skorlarla damga vurdular. Ezeli rakebette sarı kırmızılı ekip, Ankara deplasmanında Ankaragücü'ne 3-0 mağlup olurken, sarı lacivert renklerine gönül verdiğimiz Fenerbahçemiz ise Gençlerbirliğini 3-0 mağlup ederek kendisine ait olan 'Lige en iyi başlangıç yapan takım' rekorunu da yine kendisi kırmış oldu. Oynadığı futbol ile şampiyonluk yarışında, eleştire rakibine oranla daha fazla mahruz kalmasına karşın, ligte 8 de 8 yaparak 24 puanla haftayı lider olarak kapamayı başardı. Rakibine nerdeyse pozisyon vermeden 3 gol bularak futbolda önce gol yememenin ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Yüksek pas yüzdesi ile ayağında topu tutarak oyun kontrolünü maç boyu bırakmayan ve yakaladığı gol pozisyonları ile sonunda beğeni kazanmayı başardı.
2 Ekim 2009 Cuma
TSL'de 8. Hafta Maçları Heyecanlı Geçecek...
28 Eylül 2009 Pazartesi
Baboo Ne Yapıyorsun Sen Yaw?
Antalyasporlu oyuncu sanırım Hakan Özmert, Cristian'ın bacak arasından topa ilginç bir şekilde müdehale etmek istemiş. Maçta bu pozisyona Yunus Yıldırım ne verdi ve Hakan o topa dokundumu hatırlayamıyorum ama Yunus Yıldırım pozisyonu gayet yakından süzüyor. Resmi görünce nasıl bir topa müdehale etme biçimidir bu diye düşünmeden edemedim. Gerçi bu pozisyonda Cristian'ın ne düşündüğü daha önemli sanırım :) Bu maçta Antalyasporlu oyuncular topa müdehale etmek için ilginç hareketler yaptı. Kaleci Polat'ın Uğur'a müdehalesi, Orhan Akın'ın Kazım ile olan mücadelesinde topa giriş biçimi futbol sahalarında görülmesi biraz mümkün olmayan cinstendi. Sanırım Yunus Yıldırım, kararları verirken bu beklenmedik biçimde gerçekleşen hareketlere bir mana veremediğinden düdükleri yanlış çaldı ya da çalamadı :)27 Eylül 2009 Pazar
Güreş Müsabakası mı Bu?
37 dakika geride kalmıştı ki bu dakikaya kadar Fenerbahçe'ye 4 Antalyaspor'a 7 faul düdüğü çalımıştı Yunus Yıldırım. Ha birde Fenerbahçeli 3 futbolcuya sarı kart gösterdi. Böyle 3 sarı kart daha ligte bugüne gösterilmemiştir diyecem, hakem eskileri tarafından hedef gösterilen Fenerbahçeli oyuculara şimdiye kadar gösterilen kartların çoğu bu Fenerbahçe düşmanı ezik hakem eskilerinin telkinleri sonrası verilmiştir düşüncesi bu maç sonrası daha da pekişti. Bu da artık apaçık ortadadır. Hem telkinde bulunanlar hem de bu telkinlere kulak verip dinleyenler bir gün elbette bu söylediklerinin ve yaptıklarının hesabını verirler buna inancımız sonsuz da, hadi biz iyi niyetli düşünelim ve hakemin saha içinde kontrolün ve oteritenin kendisi olduğunu göstermek amacı ile bu katları gösterdiğini varsayalım. Peki bu seferde sormazlar mı kontrolü ve oteriteyi elinde bulunduran Sayın Yunus Yıldırım'a, Antalyaspor kalecisinin Uğur Boral'la yaptığı güreşi nasıl görmezsin? Anlık bir olay değil ki bu göz kırptım göremedim diyebileceğin. Futbol oyun kurallarında böyle bir hareket için ne deniyor? Fenerbahçe'ye penaltı çalınması için rakip defans oyuncuları ne gibi bir hareket yapmalı daha. Pes doğrusu!!! Başka da birşey denemez zaten bu çalınan düdüklere...Antalyaspor'u da 3 Puanla Geçtik...
Kazım'ın yeteneği konusunda hiç kimsenin şüphesi yok. Maçtan önce ''Kazım oynarsa, artık bize gününde olması için dua etmek düşer:)'' demiştik. Dün akşam Kazım günündeydi. Muhtemelen geçen haftaki maçtan sonra saha içindeki ve taraftarlarla olan diyalogları konusunda dikkati çekildi. Daha disiplinli ve istekli oynadı. Karşısındaki Antalyaspor savunma oyuncularını her defasında rahatlıkla geçti. Alex'in pasını gole çevirerek takımı öne geçirdi. 
Alex maçın adamıydı hiç süphesiz. Ne demiştik ceza sahası önü Alex'in en etkili olduğu alan. Antalyaspor maçında da attığı gollük paslarla galibiyetin en önemli ismi oldu. Gökhan'ın sakatlanması sonrasında Semih oyuna girdi ve M.Topuz Gökhan'ın mevkisine geçti. Bu dakikadan sonra orta sahaya çekilen Alex 2.gol pası dışında tüm etkinliğini de yitirdi.
Açıkçası 7 hafta sonunda alınan 7 galibiyet ilerleyen haftalar düşünüldüğünde önemli bir başarı. Ancak buna karşın, kaçırılan goller, direkten dönen toplar, Antalyaspor'un maçtaki tek gol pozisyonu sonunda bulduğu yediğimiz abuk sabuk gol ve maçın son dakikasında halı sahalarda görülmesi mümkün olabilecek gol ile maçın kazanılması, Fenebahçe düşmanlarının yine takım üzerinde spekülasyon yapması için ekmeğine yağ sürdü. Guzia girdiği iki net pozisyonu gole çevirse ya da direkten dönen 3toptan ikisi gol olsa maçın skoru farklı olacak ve takım hakkında atıp tutanlar biraz daha söylediklerine dikkat etmek zorunda kalacaklardı. Ama yakalanan pozisyonalar değerlendirilemedi bir de şansızlık sonucu toplar direkten dönünce maç zor kazanılan bir galibiyet olarak hatırlarımıza düştü.
25 Eylül 2009 Cuma
Yüzü Gülmeyen Adam
Son haftalardaki kötü performansı nedeniyle R.Carlos yedek kulübesinin yolunu tutarken rotasyona alınan ilk futbolcu oldu. Öte yandan Carlos yaşı gereği olsa gerek, yedek kulübesinde olmayı kendine pek dert etmezken, Kulübenin bir diğer ismi Deivid, yabancı kontejanı ve Daum'un taktiri nedeniyle artık yüzü gülmeyen, kulübede hüzünlü potre çizen bir adam oldu.
Yedek kulübesinde oturanların maç esnasındaki neşesine ortak olmayan Deivid, kulübede oturmaktan hiçte memnun olmadığını belli ediyor bu şekilde.
Zico ve Aragones döneminin vazgeçilmezi olan Deivid, Daum'un gelişi ile yedek kulübesine demir attı. Takımın, özellikle de Kazım'ın ve Guiza'nın son haftadaki performansları düşünüldüğünde, Deivid'in artık ilk onbirde sahaya çıkması gerektiğini düşünüyorum. Hem sağ kanatta hem Guiza'nın oynadığı mevkide hem de Alex'in oynadığı mevkide rahatlıkla oynar. Üstelik Kazım ve Guiza'nın şu son haftalardaki durumları dikkate alınırsa Deivid onlardan daha kötü oynamayacağından dolayı takıma daha çok katkıda bulunur kanaatindeyim. Bununla birlikte sezon başı sözleşmesi 3sene daha uzatılan bir futbolcuya, takımda ondan daha kötü performans sergileyen oyuncular varken ve herkes tarafından rotasyon ihtiyacından bahsedilirken artık Daum'un ilk onbirde şans vermesi gerekiyor diye düşünüyorum. Aynı durum Semih ve Uğur için de geçerli olup bu isimlerin de ilk onbirde başlaması uygun olacaktır.
UEFA Avrupa Ligi, Turkcell Süper Lig, Türkiye Kupası mücadelesi verecek takımda, futbolcuların, sakatlanma yada cezalı duruma düşme gibi zorunlu haller beklenmeden bu durumların dışında ilk onbirde yapılacak değişiklikler ile forma şansı bulması gerekiyor. Bu tarz bir uygulama futbolcuların moral kondisyonunu yükseltecektir. Bunun da takıma olumlu yansıyacağı ortada iken, Sayın Daum'un artık bu rotasyonu gerçekleştirmesi gerektiğini düşünüyorum. Antalyaspor maçı bu rotasyon için büyük şans. Zira bir Bursaspor, Manisaspor ya da Eskişehirspor gibi güçlü bir ekip olmayan Antalyaspor karşısında bu rotasyon yapılarak alınacak 3puan, futbolcular üzerinde olumlu etki yapacaktır. Böylece kulübede görmek istemediğimiz hüzünlü yüzlerden de kurtulmuş oluruz ve belkide göze hoş gelen futbolu izleme şansını da yakalarız.24 Eylül 2009 Perşembe
Futbolcular Neden Bal Yapmayan Arılar Gibi?

Kazım, herhesin de kabul ettiği gibi saha içi disiplini düşük, savruk bir oyuncu olmakla birlikte, hızı, fiziği ve yumuşak bilek hareketleri ile her zaman bir takım için önemli bir silah. Şu halde Kazım'ın maçlarda hangi özelliklerinin öne çıkacağı takımın başarısı için önem arz ediyor. Bir maçta bakıyorsunun kademeye giriyor, bire birde rakibini kolay geçip, tek pas yapıp güzel ortalar çıkarıyor ve arkasında oynayan Gökhan'a yardımıcı oluyor, Gökhanın hücüma katıldığı anda onun yerine geçererek savunma zafiyeti oluşmasını engelliyor. Sol kanattan gelen akınlarda ceza sahasına girerek hücum gücünü arttırıyor. Diğer taraftan başka bir maçta teke tek yakaladığı savunma oyuncusunu geçebileceği halde üzerine gitmeyip, savunma oyuncularının sayısı 2 ya da 3 olduğunda çalım atmaya çalışıyor ya da kötü bir orta yaparak topu kaybediyor. Kimi zaman orta yapması gerektiğinde bunu yapmayıp, topla fazla oynuyor topu kaptırıyor, bu da pas bekleyen Alex, Guzia ve Ters kademeden içeri girmesi gereken Santos'u oyundan düşürüyor. Bu şekilde oynayınca da stadtaki ve ekranları karşısındaki Fenerbahçe taraftarını çileden çıkarıyor ve tepki topluyor.
Hemen Guiza'nın arkasında oynayan Kaptan Alex. Hiç kimse Alex'in verdiği paslardan, attığı ara toplarından ya da oyun zekasından ya da Guiza'nın boşaltığı yere giderek gol pozisyonuna girmesinden olumsuz yönde bahsedemez. Ne var ki Alex'te herşeyi zamanında doğru olarak yapmıyor. Alex oyun tarzı ile ceza sahasının önünde etkili, o bölgede hareketli olarak rakip takımı zor duruma sokan bir oyuncu. Ancak Alex bu bölgeden ayrıldığı takdirde etkisini kaybediyor. Malesef Alex bu aralar top almak veya markajdan kaçmak için çok fazla geri geliyor. Alex geri geldikçe takım o bölgede etkisini kaybediyor. Guzia yanlızları ve acıların çocuğunu oynamak zorunda kalıyor. Alex'in maçta orta sahaya gelerek Cristian ya da Emre ile 2metrede top alış-verişinde bulunması kadar gereksiz bir hareket olmuyor maçta. O bölgeye gelip top alma yerine o bölgede oynayan oyuncuların kendi bölgesinde Alex'i buluşturması ve Alex'in bu bölgede iken top istemesi gerekiyor. Takıma faydalı olmak için bütün eforunu Alex bu bölgede kullanmalı.
Andre Santos, bu seneki yeni transferimizin attığı gollere, ayaklarına ve topa olan hakimiyetine, topu vücudunu kullanarak saklamasına diyecek bir sözümüz yok. Ancak Andre öncelikle asli görevi olan sol açıkta oynamalı bu bölgeden gelecek kanat organizasyonlarını gerçekleştirmeli topu, golü atacak kişilere taşımalı ilk aşamada. Ancak Santos çoğu zaman topu alınca içeri katedip gol atmayı hedefleyince, kanattan uzaklaşarak Alex'in bulunduğu alana kayıyor. Buda o bölgede gereksiz bir kargaşaya sebep oluyor. Belediyespor maçında birkeresinde nerdeyse Alex ile çarpısıyordu. Halbuki Santos'un, Kazım'ın ya da Gökhan'ın sağ kanattan gelişinde yapacakları ortalardaa sol açıktan ceza sahası içine girerek hücuma katkıda bulunması gerekiyor. Kademesini sürekli boşlatıp ceza sahasına yöneldikçe arkasında oynayan Vedersonu(Carlos) rakip ataklarda yanlız bırakarak zahaf oluşmasına sebep oluyor. Santos ve Kazımın bu açıklarını kapatmak için ise Emre(Topuz) ve Cristian ise daha fazla savunma ağırlıklı oynamak ve o bölgede daha fazla mücadele etmek zorunda kalıyor. Böyle olunca topu ileri taşımak güçleşiyor, Alex topu almak için geri gelmek zorunda kalıyor ve kısır bir döngü oluşuyor. Bunu kırmak Fenerbahçeli oyuncuların ve Daum'un elinde.Bunu başaracak yetenek ve gücüde sahipler. Ama teşhisi önce doğru koymak gerekiyor. Futbolcular 6da 6 yapmış olmanın verdiği biraz stresle olsa gerek asli görevlerini yapmadan başka şeylere soyunuyorlar bu da oyunu kişiselleştiriyor. Tabii şuda unutulmamalı ki bu takımda Santos ve Cristian yeni olmakla birlikte Kazım, Emre ise bu dönem ilk onbirde yer alıyor. Dolayısıyla orta alandaki bu dörtlü ve önlerindeki Guiza ve Alex'in bu dörtlü ile ilk kez bu sene bir arada oynuyor. Hazırlık maçlarındaki ve ligin ilk maçlarındaki rakiplerin zayıf olmaları futbolcular arasındaki uyum sorununu göstermiyordu. Ancak maçların zorluk derecesi artıkça takım oyununun ön plana çıkması gerektiği durumlarda bu uyum yada uyumsuzluk bir problem olarak ortaya çıkıyor. Bunun içinse biraz zamana ihtiyaç var.
İlk haftalardaki eleştirilere rağmen ilerleyen haftalarda maçların zorluk kalitesi arttıkça, Bilica'nın defanstan topu oyuna sokuşu iyice önem kazanıyor. Seyirci ve taraftar gözünde bu da Bilica'nın performasını arttırıyor. Geçen seneki Fenerbahçe'ye oranla bu sene Fenerbahçe'nin kazandığı en önemli artıda bu. Santos ve Kazım, Emre(M.Topuz) ve Cristian'ın işini ne kadar zorlaştırıyorsa Bilica da o kadar kolaylaştırıyor. Burada tabii Lugano'nun performansı ne kadar iyi olursa Bilica'nın hücum gücüne vereceği katkıda o kadar fazla olacaktır. Şu aralar Lugano'nun performansı pek iyi olmadığından Bilica Lugano'nun açıklarını kapamak ve zor durumda kalan Vederson'a savunma bölgesinde yardımcı olmak adına gerekenden fazla güç harcıyor. Bu durumda Bilica'nın yıpranmasına ve hata yapmasına sebep oluyor.
Belediyespor maçında Emre'nin yokluğunda onun yerinde oynayarak o bölgedeki görevleri üstlendi Topuz. İlk yarı sonunda en çok koşan futbolcu istatistiklere göre Topuz olmuş. Zaten o bölge de Kazım ve Santos'un savruk savunma anlayışı nedeniyle malesef bunu gerektiriyor. Öte yandan Topuz bu kadar koşmasına ve performans göstermesine karşın ilk yarıda topla çok az bulaşabildi neredeyse hiç buluşmadı diyebiliriz bu harcanan performans düşünüldüğünde. Topla buluştuğu anlardan biri de ceza sahasına yakın bölgede kazandığımız ve Vedersonun golü ile maçı kazanmamızı sağlayan frikik pozisyonu idi. Topuz'un topla daha fazla buluşması takımın hücum gücünü arttıracaktır. Emre oynadığında diğer oyuncuların onla uyumu fazla olduğundan Emre daha fazla hücuma katkıda bulunuyordu. Ancak Topuzla yeterince bu uyum sağlanamadığı için Topuz takımın en çok koşan elemanı olmasına karşın o kadar etkili olamadı. Buda takımın direkt performasına etki yapıyor. Cristian ise kalan 6 hafta sonunda anlaşıldığı üzere daha fazla defansif karakterde oynuyor ve hücuma katılma konususunda insiyatif almayınca da bu iş yanında oynayan diğer isme kalıyor. Eğer Cristian savunma konusunda ve rakipten çaldığı topları kullanma konusunda gününde değilse buda Fenerbahçe için tehlike çanlarının çalmasına sebep oluyor ve yanında oynayan kişinin de direkt oyununu bozuyor.
İ.B.Belediyespor maçında, maçın tek golünü atan Vederson, maçın kazanılması ve 3puanın alınmasındaki en önemli isim oluyor. Peki Vederson maçta gol dışındaki pozisyon haricinde ne yaptı. Maçı izleyenler hatılayacaklardır ki golü atmasa takımda Guiza, Kazım ile birlikte en çok ıslıklanacak oyuncu olacaktı. Vederson'un eski gücünden uzak olmasının yanında, maçta hatalarının ön plana çıkmasına sebebi, sadece sol kanattan yaptığı ortaların birinin bile ceza sahası içine düşmemesi ya da Fenerbahhçeli oyunculara gitmemesi değil, Santos'un önünde asli görevlerini yapmayıp, başka işlere soyuyor oluşu ve Vedersonun bu açıkları kapamak için ekstra güç harcamak zorunda kalıyor oluşudur. Benzer durum Gökhan Gönül içinde geçerli. Kazım'ın savruk oyunu nedeniyle zor durumlarda kalan Gökhan Gönül'ün son maçlardaki performans düşüsü ve asabiyeti de Kazım'ın açıklarını kapamak için harcadığı ekstra güç ve bunun getirdiği yıpranmadır. Bu ekstra gücü bu oyuncular takımın hücum gücünü arttırmak yerine açık kapamak için uğraşıyorlar.
Peki hal böyle iken ne yapılmalı. Kısa vadede Kazım'ın savruk oyunu ya da Santos'un sürekli içeri katetme dürtüsü giderilemeyeceği için yada Guiza'nın top istopetme, topu saklama ve top şiddetini ayarlama kabiliyeti bir günde düzelmeyeceğine, Vederson'un ortaları yerini bulmayacağına göre;
1.Sol kanatta Santos, defansa çekilerek önünde Uğur(Özer denenebilir) konulabilir. Böylece Santos Brezilya da oynadığı asıl mevkiye ve asıl görevine döner. Belki Uğur'un kanat organizasyonlarındaki beceriksizliği Santos'un yeteneği ile birleşirse daha etkili olma şansı elde edebiliriz. Ayrıca defansa, defanstan topu çıkaracak Bilica ve Gökhan Gönül'ün yanı 3. bir ismi ekleyerek ortada bulunan Emre(Topuz) ve Cristianın yükü hafifletilir ve bu oyuncuların hucüma yönelmesi sağlanır. Bu şekilde Alex'in geri gelmesi engellenerek etkin olduğu alanda kalması sağlanır ve takımın hucüm gücü artar.
2. Sağ Kanatta Kazım ilk tercih olmaktan çıkartılarak, Kazım'ın yerinde Topuz'a ya da Topuz Emre'nin yerinde oynadığında ise Devid'e şans verilmeli. Bu şekilde Gökhan Gönül'ün daha etkin olması sağlanır. Ancak Deivid oynadığında Guiza yabancı kısıtlaması nedeniyle yedeğe çekilmek zorunda kalacak, yerine Semih koyulacak haliyle. Semih'in şu an için kadroda ilk onbirde yer alması daha iyi olacaktır. Emre oynadığında Topuz, Sağ kanatta düşünülebilir. Bu durumda Guiza ilk onbirde sahaya çıkabilir. Benim tercihim bu olmaz ama bir alternatif olarak düşünülebilir.
3. Alex yerine Deivid ile başlanabilir. Alex ilerleyen dakikalarda savunma oyuncuları yorulmaya başladığında girebilir. Maça Deivid ile başlamak önde onun presinden faydalanmak zor maçlarda rakibin defanstan kolay top çıkarmasını engeller. Skor avantajı elde edildiğinde topu daha iyi kullanan ve daha iyi saklayan Alex oyuna alınarak hücum gücü arttırılabilir. Böylece maçın kolay koparılması sağlanabilir.
Takımın böyle bir rotasyon ve onbirle mücadele gücünün artacağını düşünüyorum. Nacizane bir fikir tabi bu benimki.
*Volkan
*G. Gönül *Lugano *Bilica *Santos
*M.Topuz *Cristian *Emre *Uğur(Özer H.)
*Deivid(Alex)
*Semih
Antalya maçında Emre oynayamacağı için yerine Selçuk monte edilebilir ya da Deivid sağda M.Topuz, Emre'nin yerinde ve Alex ilk onbirde başlar ki bu daha mantıklı bir yaklaşım olur. Kazım oynarsa, artık bize gününde olması için dua etmek düşer:)
Dolayısıyla Antalya karşısında şu onbirle oynarsak, daha etkili bir Fenerbahçe izleme şansı buluruz.
*Volkan
*G. Gönül *Lugano *Bilica *Santos
*Deivid *Cristian *M.Topuz *Uğur(Özer H.)
*Alex
*Semih
23 Eylül 2009 Çarşamba
Eleştirilerin Asıl Sebebi Ne?
Bir maçı daha alarak 3puanı hanemize yazmış olmak, kim ne derse desin 6'da 6 yapmış olmak, sonraki haftalarda, bu geride kalan 6 hafta için iyi oynadık ama puan alamamıştık ondan lig şampiyonluğunu kaçırdık demekten iyidir. Geçen senenin ilk 6 haftası aldığımız sonuçlar hatırlandığında, bu alınan puanlar, herkesi tatmin eden bir futbol oynayarak alınmamış olsada ileriki haftalarda şampiyonluk yarışı için önem arz etmektedir. Takım, İ.B.Belediyespor karşısında koşmadı diyemeyez. Yakalanan pozisyonlar değerlendirilemeyince ya da gösterilen çaba golle sonuçlanmayınca takımın oyunundan memnun kalınmıyor. Öte yandan mücadele ettiğimiz ve geçen seneki takımlara oranla daha güçlü olan Diyarbakırspor, Manisaspor, Bursaspor gibi takımların ligteki konumları ve güçleride ortada iken, yapılan eleştiriler biraz ağır kaçıyor. Geçen sene ligte mücadele eden takımların kalitesi düşük oyunları hatırlandığında, o sene ligi ilk 3 sırada bitiren takımlarında bu seneki ligte durumları ortada iken, bugün geldiğimiz bu noktada, üstelik Aragones'in takımı nasıl bıraktığı hatırlandığında, o noktadan bu güne bu sonuçlerı elde etmek başarı değilse eğer, daha iyisini kim yapabilirdi diye sormak gerekiyor?15 Eylül 2009 Salı
Hakem Eskisi Hakim, Sahadaki Yenisi Vahim
Bütün bu şartlar altında dahi üç puan alan takımımızı kutluyorum. Ancak, asli görevini ne olduğu bilinmeyen kişisel egolarını tatmin etmek için televizyon ekranlarında parasına yorum yapan isimlere, en kısa zamanda psikolojik destek almaları kosunda tavsiye de bulunuyoruz! Hakemlik mesleğinin ve futbolumuzun geleceği, eski hakemlerin yanlı yorumlarına ve insiyatifine kalmışsa, vay bizim halimize! Kaliteli bir lig için sahadaki vahim isimler temizlenmeli, maçı takımına göre yöneten isimler görevlendirilmemelidir. Bundan ötesi pozisyonları yorumlamakla görevli ekranlardaki sözde hakemlik yapmış zatların (zamanında kendileri hiç hatalı karar vermeyen bu zatlar, özellikle Fenerbahçe aleyhine çaldıkları düdükleri hale hatırlarımızda iken), yorumlarını yaparken kendi sosyopsikojik yaklaşımlarından ziyade futbol kuralları çerçevesinede kural ne diyorsa onu söyleyerek değerlendirme yapmalarını, kişileri hedef göstermeden, forma rengi ayırt etmeden, benzer pozisyonlarda yaptıkları yorumları söz konusu Fenerbahçe olduğunda çarpıtmadan yapmalarını istiyoruz. ARTIK gerginlik yaşamadan futbol maçı ve yansız spor programı izlemeyi bekliyoruz!!!
Ayrıca 5.Haftası geride kalan Ligimizde, Fenerbahçeli futbolculara karşı sahaya şartlanmış bir şekilde hakemler çıkmaya devam ederlerse ya da onları ekranlar da şartlamaya çalışan zatlar bu çabalarını sürdürmeye devam ederlerse, sonrasında Ligte yaşanacak olayların sorumlularını aramak için çaba harcamaya fazla gerek yok, adres belli zaten. (hedef göstermek kolay gördüğünüz gibi). Hal böyle iken bu hareketleri sergileyen spor programları, yorumcuları ve hakemler(etkilenmemeleri konusunda) uyarılarak, herkesin asli görevini yapması için kırmızı çizgilerin belirlenmesi gerekmektedir. Bu nedenlede yetkilileri göreve davet ediyoruz...
13 Eylül 2009 Pazar
Bursaspor - Fenerbahçe Maç Öncesi
12 Eylül 2009 Cumartesi
Derbi Maçları Ağır Gelir Beşiktaş'a! GS 3 - BJK 0

7 Eylül 2009 Pazartesi
Ankaragücü ve Ankaraspor Mercek Altında
2 Eylül 2009 Çarşamba
Horoz Ötmeyince
Kısacası Ligde oynadığı 3 maç sonunda puanla tanışamayan Denizlispor'da yönetim, teknik direktör Erhan Altın'ın görevine son verdi. Bu kadar çabuk Teknik adam değiştirilmesine karşıyım. Ancak bu sefer Denizlispor yönetimi doğru olanı yaptı. Erhan Altın'ın bir süre dinlenip nerde hata yaptığını düşünmesi lazım. İyi aşçı olmak demek elinde olmayan malzeme ile süper yemek yakmaya çalışmak değil, eldekini değerlendirerek malzemeye uygun en iyi yemeği yapmaktır. İyi teknik adam olmakta elindeki futbolcuların kabiliyetine uygun sistemle mücadele edip, rakibine göre yeri geldiğinde oyun sistemini değiştirerek puan veya puanları almaktır. Yoksa forvet oyuncusundan 30 yaşında sol bek yapmaya çalışmak iyi teknik adam olmak değildir.
31 Ağustos 2009 Pazartesi
Zafer, 'Zafer Benimdir' Diyebilenindir. 90+4
Asılan bu pankart Manisa maçının sonucu için tam anlamı ile cuk diye oturuyor. Gerçi maksadı bir yerlere mesaj göndermek ve günün anlamını vurgulmak için ama evrensel doğruluk içeren bu söz her koşulda bir anlam taşımaktadır. Ulu Önderimiz Atatürk dünyaya mashar olmuş düşünceleri ve söylevleri ile evrensel doğruları halkına bir yol gösterici olarak miras bırakmıştır. Mirasına sahip çıkan Fenerbahçemiz akşamda galibiyete giden yolu bulmuştur.
Ahhh ahhh. Maçtan önce bu adamın saha kenarında olması hem Fenerbahçemiz hemde milli takımımız için büyük kayıp olduğunu belirtmiştik. Bunuda oynanan maçtan sonra çok daha iyi kavradık. Alternatifi olmadığını daha önce belirtmiştik. Nitekim olmayışı önünde oynayan Kazım'ı da bozdu ve Kazım maç boyunca çok kötü bir performans sergiledi. Arkasında oynayan Bekir ile top alış-verişi yapamayınca sağ kanadımız işlerliğini yitirdi. Tabii bu arada Manisasporun kanatları son derece iyi kapadığınıda belirtmek gerekiyor.
Emre Emre Emre ne diyelim bilmiyorum. Kırmızı kart görünceye kadar oynayışı, presi, top kapışı ve mücadelesi ile maçın adamı olma yolunda ilerlerken takımını 10 kişi kalmasına sebep olarak takımını yarı yolda bıraktı. Tamam Emre'ye maç boyunca ölçüsüz çok faul yapılıyor, tamam hakemler, eski hakem müsfettelerinin hedef gösteren yorumları sonucu gaza gelerek Emre'ye yapılanları ve tahrikleri görmezlikten geliyor birde üzerine Emre'ye kart gösteriyor, ama Fenerbahçede kimi zaman kaptanlık pazubandını da takan lider bir futbolcu olarak bütün bu yapılanlara göğüs germeli Emre. Fenerbahçeli olmanın, Süper ligin Fenerbahçe ve diğerleri diye ayrıldığının anlamını kavramak oldunu bilmeli Emre. Bir şekilde bunu anlamalı, anlatılmalı ve buna göre bundan sonra sahada hareketlerini ayarlamalıdır. Kimseye böylece çanak tutmamış ve takımını da yanlız bırakmamış olacaktır böylece.
'90 dakika havlu atmadan saldırdık ve sonunda 3 puanı almayı başardık. Benim atacağım gol sayısından çok takımın kazanması önemli.' maçtan sonraki bu açıklaması ile sonuna kadar galibiyetini kovalamanın ne kadar önemli olduğunu vurguluyor Guiza. Attığı golle takımını öne geçirdi, sahada çok çabaladı, atılan ikinci golde Alex'e topu gönderirken son derece ölçülü idi. İyidi Guiza daha iyi olacak...
Onlar bunu hep yapıyorlar. Alex maçta iki sihirli dokunuş yaptı ve ikiside gol oldu. Maça sonradan girdi takımının hanesine 3puanı yazan golü attı. Fırsatçılığını, zekasını, takipçiliğini kullandı. Zafer, 'Zafer Benimdir' Diyebilenindir diyerek takımını galibiyete taşıdı, onun adı SEMİH. 