Süper Lig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Süper Lig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Aralık 2009 Pazartesi

Fazla Söze Gerek Yok...

Dileğimiz sene sonunda asıl bu keyfi yaşamak. Öte yandan kim ne derse desin, ilk yarıyı lider kapamanın keyfini rakiplerimizin kursağında bıraktık ya, bu da Fenerbahçeyi rakiplerine oranla daha fazla eleştiren Fenerbahçe düşmanlarına kapak olsun. Bu keyfi bize yaşatan takımıza teşekkür ediyoruz. Turkcell Süper Lig'in ikinci yarısında takımın daha iyi bir performans göstereceğine olan inancımız da perçinlendi.

26 Ekim 2009 Pazartesi

Hak Edilen Bir Zafer ve Sonrasında Yaşanan Sevinç...

Günlerden beri kimin kazanacağı merak edilen ve bunun için nice anketler yapılan derbi maçı sonunda oynandı ve bitti. Kimi anketler fiyasko çıkarken kimisi ise sonucu doğru olarak tahmin etti. Bizce sonuç malumdü. Maç, Kadiköy'de galibiyetle sonuçlanacak bir Galatasaray derbi maçı idi ve maçın sonunda karşılaştığımız manzara ise haliyle Kadiköyde bundan önceki dokuz maçta da gördüğümüz tanıdık bir manzaraydı. Saha dışında çıkabilecek olaylar, saha içinde yaşanacak gürültü-patırtı ve çıkabilecek kartlar, taraftar kavgaları, hakemin muhtemel iki taraf için verebileceği hatalı kararları, bütün bu olup bitecekler her derbi öncesi tahminler içinde yer alabilecek görüşlerdi. Ancak hiç kimse bu maçın gidişatını ve sonunda kazanan tarafın bu denli hak ederek kazandığı bir maç olacağını tahmin edemezdi, edemedi de nitekim. Kadıköyde kazanılan bu galibiyeti, Şükrü Saraçoğlu'nun büyüsü ya da Galatasaraylı futbolcuların fobisi veya heyecanı olarak değerlendirmek, komik bir yaklaşım olduğu gibi sonrası için bizim futbolumuz ve Türk futbolu için bir tehlikedir.
Ne hakem kararları, ne de saha dışında ve içinde çıkan olaylar, dün akşam Şükrü Saraçoğlu stadında, taktik anlayışı ile birlikte futbolcuların yüreğini ve mücadele güçlerini sahaya yansıtarak kazandıkları bu galibiyete gölge düşüremez. Sonuna kadar hak edilen bir galibiyet almıştır Fenerbahçe. Futbolda gol atmak kadar önceside yememek gerektiğini de bir kez daha ispatlamış oldu takımımız bize. Tamam kimi zaman fazla pas nedeniyle ağır görünen bir yapıya sahipiz ve buda bizi pek hoşnut etmiyor. Ancak şuda bir gerçek her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır. Elimizdeki kadro ve futbolcu özellikleri bunu gerektiyor. Bu şekilde savunma ehemmiyeti ön planda oynamak sonunda başarı getirecektir mutlaka. Çok gol atana fazla puan vermiyorlar. Buna en iyi örnek Galatasaray. Bugün geldiğimiz noktada ise bu maçtan ve sonrasında ezeli rakibizin yaşandıklarından, biz Fenerbahçeliler ders çıkartmalıyız ki, rakibimizin düştüğü bu duruma biz de düşmeyelim. Fazla gol attığı ve fazla gol pozisyonuna girdiği (girdiği pozisyonları gole çevirmeyi becerdiği için desek daha doğru olacak) için Galaktikos denilen Galatasaray'a o gün methiye düzenler ve futbolcularını göklere çıkaranlar bugün geldiğimiz noktada alınan sonuçlar neticesinde Galatasaray'ı yerin dibine sokma çabasındalar. Ne gereğinden fazla göklere çıkaracaksın ne de gelen bir kaç kötü netice sonrasında yerin dibine sokacaksın. Kadro kalitesi, oyun dizilişi ve oyun tarzı ile benzer bu iki takım arasında oyunun oynama noktasındaki mantalite farkı bu iki takımı birbirinden ayıran en önemli fark. Eğer ayaklar yere sağlam bassa idi, bugün kazanan Fenerbahçe'nin neden kazanacağı, Galatasaray'ın ise neden kaybedeceği görülebilirdi. Dokuz haftalık lig süresince ve avrupa kupası maçlarında ortaya konan futbol, teknik yaklaşım, oyun tarzı, oyuncu ve teknik adam profili iyi irdelenmiş olsaydı bu maçın galibini tahmin etmek güçleşmezdi.

10 Ekim 2009 Cumartesi

Milli Takım ve Türk Futbolu Üzerine

Milli takımın 2010 Dünya Kupası Avrupa Elemelerinde grubunda aldığı sonuçlar ve gruptaki konumu gerçekten üzerinde düşünülmesi gereken bir durum. Turkcell Süper Lig'te milyon Euro'lar verilerek yapılan transferler, bu değerlerde yerli oyuncuların transferleri ve bu futbolcuların gerçek ederleri masaya yatırılmalı. Bu kadar yüksek paraların döndüğü piyasada ne milli takım ne de kulüpler düzeyinde bir başarının olmaması gerçekten düşündürücü. Milli formayı giyen futbolcuların ve teknik direktörün aldığı paralar ise bırakın Türkiye şartlarını dünya çapında dahi hiçte azımsanacak rakamlar değil. Bu şartlar altında, bırakın Dünya Kupasında derece yapmayı bu turnuvaya katılma becerisi dahi gösterememek, özellikle böyle bir gruptan çıkmayı başaramamak gerçek bir başarısızlıktır. Başarıda mükafatı alanlar, gelen başarısızlık neticesinde de sonuçlarına katlanmalıdır. Ancak 2010 Dünya Kupası Afrika'da oynanırken ve biz yine televizyonlarımız karşısında organizasyonu ve maçları seyirci olarak izlerken, basın ve spor yazarları diğer ülkeleri yorumlar, biz neden gidemedik diye hayıflanırken, sorumlar ise kaldıkları yerden devam ederek bu başarısızlığı unuttururlar. Akabinde de sonraki turnuvalar için umut verilerek herşeye bir sünger çekilir. Başarısızlığın gerçek nedenleri ortaya konulmadan, sorumlular ve hatalar tespit edilmeden, ne futbolumuz gelişir ne de başarı gelir. Gerekli çalışmalar yapılmadan ve önemler alınmadan girilecek her organizasyonda da aynı hüsranı yaşamaya devam ederiz. 86 yıllık cumhuriyet tarihinde, Milli takımlar düzeyinde Dünya Kupası üçüncülüğü dışında bir başarı kazanılmamış olması, Kulüpler düzeyinde sadece Galatasaray'ın aldığı bir UEFA kupası dışında başarının olmaması, TFF'nin ve tüm spor kamuoyunun tartışması gerekli başlıca konu olmalıdır. Yoksa Turkcell Süper Lig'te mutlaka her durumda, statü ve şekil itibari ile bir şampiyon çıkacak ve sıralama olacaktır. Ancak elde edilen şampiyonluğun gerçek bir anlam ifade edebilmesi için ligte oynanan futbol kalitesinin yüksek olması gerekmektedir. Beşiktaş'ın geçen sene kazandığı Lig ve Kupa şampiyonluğu sonucu bu sene lig'te yaşadığı hüsranı açıklamak için sadece şanssızlık demek, gerçekleri görmekten uzak bir yaklaşım olur. Sorunun kaynağını tespit etmeden sergilenen bu yaklaşımlar ile çözüm yolu bulunamaz. Kulüp düzeyinde, alt yapıların durumu da dahil, futbolcuların yetiştirilmesi konusunda yeni yaklaşımlar ve sistemler ile beraberinde düzenlemeler getirmeli, kulüplerin transfer yaklaşımları ve stratejileri bazı kurallar çevçevesinde yapılmalı, milli takımın başarı kazanabilmesi ve kulüpler ile etkileşimin arttırılabilmesi için düzenlemeler getirilmelidir. Bütün bunların gerçekleştirilebilmesi için gerekli çalışmalar bir an önce yapılmaya başlanmalıdır. Bu amaçla Federasyon bünyesi yeniden yapılandırılmalı, bu çalışmaları yapabilecek profesyonel, akılcı ve bilimsel alt yapıları kullanabilen insanlar görev başına getirilmelidir.

5 Ekim 2009 Pazartesi

Topun Ağzındakiler

Mehmet Özdilek

Fenerbahçe önünde puana çok yaklaşmasına karşın maçın son dakikalarında verdikleri inanılmaz pozisyon sonucu kalesinde gölü gören Antalyaspor da Memet Özdilek eleştirilerin odağı oldu. 8. haftada da Sivasspor mağlubiyeti ile ligin sonuna demir atan Antalyaspor da Mehmet Özdilek bakalım ne zaman pes edecek. Fenerbaçe maçında alınan mağlubiyet sonrası Sayın Özdilek'in istifa etmesi gerekirdi diye düşünüyorum. Zira bu noktadan sonra alınacak her kötü sonucun tek sorumlusu Mehmet Özdilek olarak görülecektir. Bu da Mehmet'in teknik direktörlük kariyerine zarar verecektir. Bu saatten sonra kendisi ve Antalyaspor için en hayırlısı bu olur.

Bülent Uygun

Sivasspor'a tarihinde ligte en iyi yerlere gelmesinde en büyük pay sahibi Bülent Uygun, 8. hafta sonunda Antalyaspor karşısında ilk galibiyetini alabildi. Şampiyonlar Ligi'nden kötü bir şekilde elendikten sonra UEFA Avrupa ligi eleme maçları sonunda avrupa defterini kapayan Yiğidoların teknik direktörü ligte alınan kötü sonuçların getirdiği baskıya dayanamadı. İstifasını açıklayan Bülent Uygun için Sivasspor yönetiminin alacağı karar bekleniyor. Uygun'un istifası kabul edilirse Bülent Uygun bu sezon ligte takımından ayrılan 3. teknik adam olacak. 8 hafta sonunda sadece 4 puan alabilen Uygun'un istifa etmesini akılcı bir karar olarak görüyorum. Zira alınacak her kötü sonuç, yönetim ve taraftar nezlinde hedef olmasına ve kaçınılmaz sona doğru biraz daha yaklaşmasına sebep olacaktı.

Mustafa Denizli

Bu hafta ligte Denizlispor'u yenerek az da olsa nefes alan Beşiktaş'ta sular bakalım ne zaman durulacak. Denizlispor maçında Beşiktaş taraftarının hedefi olan yönetim ve başkan Demirören, taraftarın büyük bir çoğu tarafından kötü sonuçların sorumlusu olarak görülen teknik direktörü Mustafa Denizli'nin arkasında bakalım ne kadar durabilecek. Beşiktaş'ta 9. haftadaki Kasımpaşa maçı sonrası oynanacak zorlu lig maçları ile girilecek periyotta alınacak sonuçlar Sayın Denizli ve Başkan Demirören'in kaderini belirleyecek. Kısacası Beşiktaş, her an küçük bir kıvılcım ile patlayacak bir bombanın üzerinde oturuyor.

''Büyük teknik adam olmak, sadece başarı kazanmak ile değil, aynı zamanda yeri geldiğinde başarısızlığı kabul edip bırakma erdemini göstermekle mümkün olabilir.''

8. Haftaya 3-0'lık Skorlar İle Damga Vurdular

8. haftada Ankara'nın güçlü ekipleri ile karşılaşan Şampiyonluğun en güçlü adayları olarak görülen Fenerbahçemiz ve Galatasaray, haftaya 3-0 'lık skorlarla damga vurdular. Ezeli rakebette sarı kırmızılı ekip, Ankara deplasmanında Ankaragücü'ne 3-0 mağlup olurken, sarı lacivert renklerine gönül verdiğimiz Fenerbahçemiz ise Gençlerbirliğini 3-0 mağlup ederek kendisine ait olan 'Lige en iyi başlangıç yapan takım' rekorunu da yine kendisi kırmış oldu. Oynadığı futbol ile şampiyonluk yarışında, eleştire rakibine oranla daha fazla mahruz kalmasına karşın, ligte 8 de 8 yaparak 24 puanla haftayı lider olarak kapamayı başardı. Rakibine nerdeyse pozisyon vermeden 3 gol bularak futbolda önce gol yememenin ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Yüksek pas yüzdesi ile ayağında topu tutarak oyun kontrolünü maç boyu bırakmayan ve yakaladığı gol pozisyonları ile sonunda beğeni kazanmayı başardı.

Rakibimiz Galatasaray ise 7 hafta boyuncu attığı gol sayısı ile övgülere mahsar olurken, verdiği gol pozisyonları göz ardı edilmişti. Sonunda rakibimizin oynadığı rus ruleti kadar riskli oyun tarzı kendi başını yaktı. Gol atma adına savunma güvenliğini ikinci planda tutan oyun tarzı ve bu oyun tarzını gerektiren oyuncu profili ile adeta rus ruleti oynayan rakibimize, bu oyun şekli pahalıya mal oldu. Şans bu sefer rakip takıma güldü. Rakipleri önünde bir an önce gol bulmak için pervasızca ataklar düzenleyen sarı kırmızılı ekip golü bulamayınca, rakip kontra atakları sonunda kalesinde golleri gördü. ''Attın attın, atamadın rakip atar'' kuralının işlediği maçta Ankaragücü sonunda attı, üstelik 3 tane attı. Bulduğu gol pozisyonundan daha fazla gol pozisyonu veren sarı kırmızılı ekip, Ankaragücü'lü futbolcuların yakaladığı net pozisyonları gol çevirmesi halinde ligte tarihi bir yenilgiye imza atabilirdi. Son iki hafta puan kayıpları yapan sarı kırmızılı ekip ise eleştiri oklarına hedef olmaya başladı.

Not: Öte yandan mağlubiyete Ankaragücü'nün forma rengi ve şekli de sebep olmuş olabilir. :) Sarı-Lacivert-Çubuklu-Formanın, Galatasaraylı futbolcular üzerinde her daim psikolojik bir baskı unsuru olduğu da bir kez daha ispatlanmış oldu. :)

2 Ekim 2009 Cuma

TSL'de 8. Hafta Maçları Heyecanlı Geçecek...

Trabzonspor - Gaziantepspor: Bu akşam saat:20.00'de oynanacak Trabzonspor - Gaziantepspor maçı ile TSL'de 8. hafta heyecanı başlayacak. Geçen hafta sahsında Ankaragücü'ne mağlup olarak şimşekleri üzerine çeken Antep takımı, Trabzon deplasmanında mutlak puan almak hedefinde olacak. Trabzonspor ise 2-0 öne geçtiği Gençlerbirliği maçında rakibi ile berabere kalarak yaşadığı hayal kırıklığını kendi sahasında yaşamamak ve Lig'te üst sıralar için olan mücadelesini sürdürmek için mutlak kazanmak isteyecek. Bu nedenlerden dolayı iki takımda temkinli oyunu tercih edecektir. Trabzonspor bu maç için 3 puana yakın ekip. Maçın ilk yarısında Trabzonspor gol bulmalı maçı kazanmak istiyorsa. Zira ikinci yarıda kondisyon olarak oyundan düşüyorlar. Gaziantepspor ise ilk yarıda gol yemezse belki Trabzon deplasmanından zor olsada puan alabilir.
Skor tahmini : 2-1, ya da 3-1 Trabzonspor. 1-1 düşük ihtimal.

Diyarbakırspor - İ.B.Belediyespor: TSL'de cumartesinin ilk maçı ligte aynı puana sahip Diyarbakırspor - İ.B.Belediyespor arasında oynanacak. Hücum futbolu oynayan İ.B.Belediyespor ile daha ziyade savunmada kalıp kontraatak futbolu tercih eden Diyarbakırspor arasında oynanacak maç güç dengeleri gözetildiğinde ortada bir maç gibi duruyor. Maçın tarafsız sahada oynanması nedeniyle Diyarbakırspor kendi evinde oynama avantajından yoksun olacak. Ayrıca geçen hafta Bursa deplasmanında 4 gol yiyen Diyarbakırspor temkinli olacaktır. Maçta her iki takımda gol bulur düşüncesindeyim. Dolayısyla gollü bir beraberlik şarşıtıcı olmaz. İki takımda puanları paylaşırlar kanaati bende hakimken galibiyete yakın taraf olarak İ.B.Belediyespor'u görüyorum. Zira kendine çıkış arayan Sivasspor'u zorlu bir mücadele sonunda 1-0 yenmesi Belediyespor'un kendi dengi takımlarla olan maçlarda mücadeleyi bırakmadığının bir kanıtı.
Skor tahmini: Öncelikle bereberlik 1-1 ya da 1-2 İ.B.Belediyespor.

Manisaspor - Bursaspor: TSL'de cumartesinin ikinci maçı ise Manisaspor - Bursaspor arasında oynanacak bu maç ilk beşi zormassını beklediğim bu iki ekip arasındaki güç farkını görmemizi de sağlayacak. Bursaspor geçen hafta Diyarbakırspor'u kendi sahasında 4-0 yenerek büyük bir moral ile Manisaspor kaşısına çıkacak. Manisaspor Sivas maçı hariç hiçbir maçta 1golden fazla atamamış ve tek yenilgisini Fenerbahçe'ye karşı almış. Bursaspor ise deplasmanda Eskişehirspor'a ve kendi sahasında Fenerbahçe'ye mağlup olmasına karşın ligte rakibine göre daha fazla galibiyeti var. Az gol atıp, az gol yiyen Manisaspor ile ona kıyasla daha fazla gol atan ve yiyen Bursaspor mücadelesi gerçekten ilginç ve seyredilme zevki olacak bir maç gibi görünüyor. Bütün bunların ışığında Manisaspor'un kendi evinde mağlup olacağını düşünmüyorum. Yüksek ihtimalle maç golsüz eşitlikle ya da 1-1 gibi biter ama mutlak berabere biter diye düşünüyorum.
Skor tahmini: 0-0 ya da 1-1 mutlak beraberlik

Beşiktaş - Denizlispor: TSL'de cumartesinin 3. ve son maçı Beşiktaş - Denizlispor arasında oynanacak. Geçen haftayı ligte maç oynamadan geçen, ancak haftaiçi Şampiyonlar liginde CSKA Moskova yenilgisi ile hüsrana uğrayan Beşiktaş, ligte de aldığı kötü sonuçlara dur diyebilmek için Denizlispor karşısında mutlak kazanması gereken bir maça çıkacak. Öte yandan Lige Fenerbahçe ve arkasından Galatasaray yenilgisi ile başlayan ve sonrasında teknik adam değişikliğine giden Denizlispor ligte kötü günleri geride bırakmak istiyor. Lige 3 büyüklerden ikisi ile oynayarak başlayan ve Fikstür dezavantajı yaşayan Denizlispor'a Beşiktaş deplasmanında şanş vermiyorum. Mutlak Beşiktaş'ın galibiyeti ile bitecek bir maç gibi görünüyor. Skor farkı ise Beşiktaş'ın maçta gol yollarındaki becerisine bağlı olacak. Öte yandan Denizlispor eğer maçtan puan veya puanlar ile çıkarsa Beşiktaş yönetimini ve Mustafa Denizli'yi kimse kurtaramaz.
Skor tahmini: 1-0, 2-0 Beşiktaş

28 Eylül 2009 Pazartesi

Baboo Ne Yapıyorsun Sen Yaw?

Antalyasporlu oyuncu sanırım Hakan Özmert, Cristian'ın bacak arasından topa ilginç bir şekilde müdehale etmek istemiş. Maçta bu pozisyona Yunus Yıldırım ne verdi ve Hakan o topa dokundumu hatırlayamıyorum ama Yunus Yıldırım pozisyonu gayet yakından süzüyor. Resmi görünce nasıl bir topa müdehale etme biçimidir bu diye düşünmeden edemedim. Gerçi bu pozisyonda Cristian'ın ne düşündüğü daha önemli sanırım :) Bu maçta Antalyasporlu oyuncular topa müdehale etmek için ilginç hareketler yaptı. Kaleci Polat'ın Uğur'a müdehalesi, Orhan Akın'ın Kazım ile olan mücadelesinde topa giriş biçimi futbol sahalarında görülmesi biraz mümkün olmayan cinstendi. Sanırım Yunus Yıldırım, kararları verirken bu beklenmedik biçimde gerçekleşen hareketlere bir mana veremediğinden düdükleri yanlış çaldı ya da çalamadı :)

27 Eylül 2009 Pazar

Güreş Müsabakası mı Bu?

37 dakika geride kalmıştı ki bu dakikaya kadar Fenerbahçe'ye 4 Antalyaspor'a 7 faul düdüğü çalımıştı Yunus Yıldırım. Ha birde Fenerbahçeli 3 futbolcuya sarı kart gösterdi. Böyle 3 sarı kart daha ligte bugüne gösterilmemiştir diyecem, hakem eskileri tarafından hedef gösterilen Fenerbahçeli oyuculara şimdiye kadar gösterilen kartların çoğu bu Fenerbahçe düşmanı ezik hakem eskilerinin telkinleri sonrası verilmiştir düşüncesi bu maç sonrası daha da pekişti. Bu da artık apaçık ortadadır. Hem telkinde bulunanlar hem de bu telkinlere kulak verip dinleyenler bir gün elbette bu söylediklerinin ve yaptıklarının hesabını verirler buna inancımız sonsuz da, hadi biz iyi niyetli düşünelim ve hakemin saha içinde kontrolün ve oteritenin kendisi olduğunu göstermek amacı ile bu katları gösterdiğini varsayalım. Peki bu seferde sormazlar mı kontrolü ve oteriteyi elinde bulunduran Sayın Yunus Yıldırım'a, Antalyaspor kalecisinin Uğur Boral'la yaptığı güreşi nasıl görmezsin? Anlık bir olay değil ki bu göz kırptım göremedim diyebileceğin. Futbol oyun kurallarında böyle bir hareket için ne deniyor? Fenerbahçe'ye penaltı çalınması için rakip defans oyuncuları ne gibi bir hareket yapmalı daha. Pes doğrusu!!! Başka da birşey denemez zaten bu çalınan düdüklere...

Antalyaspor'u da 3 Puanla Geçtik...

Maça çıkan onbiri görünce anladık ki rotasyon motasyon nafile. Sayın Daum kafasında belirlediği onbiri oynatmaya devam ediyor. Özer 18 kişilik kadroyu bırakın Antalyaya giden kafilede bile yoktu. Maç bittiğinde ise maçta yapılan değişiklikleri düşündüğümüzde gördük ki Deivid ilk onbir için Daum'un kafasından tamamen silinmiş. Öte yandan oyuna giren Uğur ve Semih'te 40dakika oynadıkları maçta pekte verimli olamadılar. Kazım'ın yeteneği konusunda hiç kimsenin şüphesi yok. Maçtan önce ''Kazım oynarsa, artık bize gününde olması için dua etmek düşer:)'' demiştik. Dün akşam Kazım günündeydi. Muhtemelen geçen haftaki maçtan sonra saha içindeki ve taraftarlarla olan diyalogları konusunda dikkati çekildi. Daha disiplinli ve istekli oynadı. Karşısındaki Antalyaspor savunma oyuncularını her defasında rahatlıkla geçti. Alex'in pasını gole çevirerek takımı öne geçirdi.
Guiza yine ekran karşısında hepimizi çileden çıkaradı. Kaleci ile karşı karşıya kalan ama bir türlü gol atma becerisini gösteremeyen Guiza, Alex'in asistlerini de yedi. Alex'in asistlerini yerken de kaçırdığı goller nedeniyle maçın kopmasını engelledi.

Alex maçın adamıydı hiç süphesiz. Ne demiştik ceza sahası önü Alex'in en etkili olduğu alan. Antalyaspor maçında da attığı gollük paslarla galibiyetin en önemli ismi oldu. Gökhan'ın sakatlanması sonrasında Semih oyuna girdi ve M.Topuz Gökhan'ın mevkisine geçti. Bu dakikadan sonra orta sahaya çekilen Alex 2.gol pası dışında tüm etkinliğini de yitirdi.

Açıkçası 7 hafta sonunda alınan 7 galibiyet ilerleyen haftalar düşünüldüğünde önemli bir başarı. Ancak buna karşın, kaçırılan goller, direkten dönen toplar, Antalyaspor'un maçtaki tek gol pozisyonu sonunda bulduğu yediğimiz abuk sabuk gol ve maçın son dakikasında halı sahalarda görülmesi mümkün olabilecek gol ile maçın kazanılması, Fenebahçe düşmanlarının yine takım üzerinde spekülasyon yapması için ekmeğine yağ sürdü. Guzia girdiği iki net pozisyonu gole çevirse ya da direkten dönen 3toptan ikisi gol olsa maçın skoru farklı olacak ve takım hakkında atıp tutanlar biraz daha söylediklerine dikkat etmek zorunda kalacaklardı. Ama yakalanan pozisyonalar değerlendirilemedi bir de şansızlık sonucu toplar direkten dönünce maç zor kazanılan bir galibiyet olarak hatırlarımıza düştü.

25 Eylül 2009 Cuma

Yüzü Gülmeyen Adam

Son haftalardaki kötü performansı nedeniyle R.Carlos yedek kulübesinin yolunu tutarken rotasyona alınan ilk futbolcu oldu. Öte yandan Carlos yaşı gereği olsa gerek, yedek kulübesinde olmayı kendine pek dert etmezken, Kulübenin bir diğer ismi Deivid, yabancı kontejanı ve Daum'un taktiri nedeniyle artık yüzü gülmeyen, kulübede hüzünlü potre çizen bir adam oldu.
Yedek kulübesinde oturanların maç esnasındaki neşesine ortak olmayan Deivid, kulübede oturmaktan hiçte memnun olmadığını belli ediyor bu şekilde.

Zico ve Aragones döneminin vazgeçilmezi olan Deivid, Daum'un gelişi ile yedek kulübesine demir attı. Takımın, özellikle de Kazım'ın ve Guiza'nın son haftadaki performansları düşünüldüğünde, Deivid'in artık ilk onbirde sahaya çıkması gerektiğini düşünüyorum. Hem sağ kanatta hem Guiza'nın oynadığı mevkide hem de Alex'in oynadığı mevkide rahatlıkla oynar. Üstelik Kazım ve Guiza'nın şu son haftalardaki durumları dikkate alınırsa Deivid onlardan daha kötü oynamayacağından dolayı takıma daha çok katkıda bulunur kanaatindeyim. Bununla birlikte sezon başı sözleşmesi 3sene daha uzatılan bir futbolcuya, takımda ondan daha kötü performans sergileyen oyuncular varken ve herkes tarafından rotasyon ihtiyacından bahsedilirken artık Daum'un ilk onbirde şans vermesi gerekiyor diye düşünüyorum. Aynı durum Semih ve Uğur için de geçerli olup bu isimlerin de ilk onbirde başlaması uygun olacaktır.


UEFA Avrupa Ligi, Turkcell Süper Lig, Türkiye Kupası mücadelesi verecek takımda, futbolcuların, sakatlanma yada cezalı duruma düşme gibi zorunlu haller beklenmeden bu durumların dışında ilk onbirde yapılacak değişiklikler ile forma şansı bulması gerekiyor. Bu tarz bir uygulama futbolcuların moral kondisyonunu yükseltecektir. Bunun da takıma olumlu yansıyacağı ortada iken, Sayın Daum'un artık bu rotasyonu gerçekleştirmesi gerektiğini düşünüyorum. Antalyaspor maçı bu rotasyon için büyük şans. Zira bir Bursaspor, Manisaspor ya da Eskişehirspor gibi güçlü bir ekip olmayan Antalyaspor karşısında bu rotasyon yapılarak alınacak 3puan, futbolcular üzerinde olumlu etki yapacaktır. Böylece kulübede görmek istemediğimiz hüzünlü yüzlerden de kurtulmuş oluruz ve belkide göze hoş gelen futbolu izleme şansını da yakalarız.

24 Eylül 2009 Perşembe

Futbolcular Neden Bal Yapmayan Arılar Gibi?


Guiza, sezona iyi başlamasına rağman son haftalardaki görüntsü ile geçen seneki halini bile anımsatır oldu. Ancak eleştiri almasının nedeni gol atamaması değil, top alış-verişinde topun şiddetini ayarlayamaması ya da kendisine gelen topları ancak 3metre ötede kontrol edebilmesi ve topu tutarak arkadaşlarının kendisine yaklaşmasını sağlayamıyor olmasıdır. Bu hareketleri de pozisyonların heba olmasına sebep oluyor. Semih ise top alış-verişi top istopunu yapışı ve topu saklayarak arkadaşlarının gelmesini sağlaması ile Guiza'dan daha iyi olmasına karşın, Daum'un onu maçın son dakikalarına kadar tercih etmemesi bu noktada takımın sıkıntı yaşamasına ve Guiza'nın tepki toplamasına sebep oluyor. Ancak şu da bir gerçek ki Guiza tek forvet oynamanın ceremesinide çekiyor. Öte yandan Kazım, Alex, Santos ve bu üçlüye destek veren Emre(ya da M.Topuz), Guzia ile ne kadar iyi top alış-verişinde bulunursa gol pozisyonuna girmemiz o kadar kolay olacaktır. Şu halde buradaki sıkıntı nedir? Guiza cephesinde durumu özetledikten sonra, önce sağ kanatta yer alan Kazım ile başlayalım.

Kazım, herhesin de kabul ettiği gibi saha içi disiplini düşük, savruk bir oyuncu olmakla birlikte, hızı, fiziği ve yumuşak bilek hareketleri ile her zaman bir takım için önemli bir silah. Şu halde Kazım'ın maçlarda hangi özelliklerinin öne çıkacağı takımın başarısı için önem arz ediyor. Bir maçta bakıyorsunun kademeye giriyor, bire birde rakibini kolay geçip, tek pas yapıp güzel ortalar çıkarıyor ve arkasında oynayan Gökhan'a yardımıcı oluyor, Gökhanın hücüma katıldığı anda onun yerine geçererek savunma zafiyeti oluşmasını engelliyor. Sol kanattan gelen akınlarda ceza sahasına girerek hücum gücünü arttırıyor. Diğer taraftan başka bir maçta teke tek yakaladığı savunma oyuncusunu geçebileceği halde üzerine gitmeyip, savunma oyuncularının sayısı 2 ya da 3 olduğunda çalım atmaya çalışıyor ya da kötü bir orta yaparak topu kaybediyor. Kimi zaman orta yapması gerektiğinde bunu yapmayıp, topla fazla oynuyor topu kaptırıyor, bu da pas bekleyen Alex, Guzia ve Ters kademeden içeri girmesi gereken Santos'u oyundan düşürüyor. Bu şekilde oynayınca da stadtaki ve ekranları karşısındaki Fenerbahçe taraftarını çileden çıkarıyor ve tepki topluyor.

Hemen Guiza'nın arkasında oynayan Kaptan Alex. Hiç kimse Alex'in verdiği paslardan, attığı ara toplarından ya da oyun zekasından ya da Guiza'nın boşaltığı yere giderek gol pozisyonuna girmesinden olumsuz yönde bahsedemez. Ne var ki Alex'te herşeyi zamanında doğru olarak yapmıyor. Alex oyun tarzı ile ceza sahasının önünde etkili, o bölgede hareketli olarak rakip takımı zor duruma sokan bir oyuncu. Ancak Alex bu bölgeden ayrıldığı takdirde etkisini kaybediyor. Malesef Alex bu aralar top almak veya markajdan kaçmak için çok fazla geri geliyor. Alex geri geldikçe takım o bölgede etkisini kaybediyor. Guzia yanlızları ve acıların çocuğunu oynamak zorunda kalıyor. Alex'in maçta orta sahaya gelerek Cristian ya da Emre ile 2metrede top alış-verişinde bulunması kadar gereksiz bir hareket olmuyor maçta. O bölgeye gelip top alma yerine o bölgede oynayan oyuncuların kendi bölgesinde Alex'i buluşturması ve Alex'in bu bölgede iken top istemesi gerekiyor. Takıma faydalı olmak için bütün eforunu Alex bu bölgede kullanmalı.
Andre Santos, bu seneki yeni transferimizin attığı gollere, ayaklarına ve topa olan hakimiyetine, topu vücudunu kullanarak saklamasına diyecek bir sözümüz yok. Ancak Andre öncelikle asli görevi olan sol açıkta oynamalı bu bölgeden gelecek kanat organizasyonlarını gerçekleştirmeli topu, golü atacak kişilere taşımalı ilk aşamada. Ancak Santos çoğu zaman topu alınca içeri katedip gol atmayı hedefleyince, kanattan uzaklaşarak Alex'in bulunduğu alana kayıyor. Buda o bölgede gereksiz bir kargaşaya sebep oluyor. Belediyespor maçında birkeresinde nerdeyse Alex ile çarpısıyordu. Halbuki Santos'un, Kazım'ın ya da Gökhan'ın sağ kanattan gelişinde yapacakları ortalardaa sol açıktan ceza sahası içine girerek hücuma katkıda bulunması gerekiyor. Kademesini sürekli boşlatıp ceza sahasına yöneldikçe arkasında oynayan Vedersonu(Carlos) rakip ataklarda yanlız bırakarak zahaf oluşmasına sebep oluyor. Santos ve Kazımın bu açıklarını kapatmak için ise Emre(Topuz) ve Cristian ise daha fazla savunma ağırlıklı oynamak ve o bölgede daha fazla mücadele etmek zorunda kalıyor. Böyle olunca topu ileri taşımak güçleşiyor, Alex topu almak için geri gelmek zorunda kalıyor ve kısır bir döngü oluşuyor. Bunu kırmak Fenerbahçeli oyuncuların ve Daum'un elinde.Bunu başaracak yetenek ve gücüde sahipler. Ama teşhisi önce doğru koymak gerekiyor. Futbolcular 6da 6 yapmış olmanın verdiği biraz stresle olsa gerek asli görevlerini yapmadan başka şeylere soyunuyorlar bu da oyunu kişiselleştiriyor. Tabii şuda unutulmamalı ki bu takımda Santos ve Cristian yeni olmakla birlikte Kazım, Emre ise bu dönem ilk onbirde yer alıyor. Dolayısıyla orta alandaki bu dörtlü ve önlerindeki Guiza ve Alex'in bu dörtlü ile ilk kez bu sene bir arada oynuyor. Hazırlık maçlarındaki ve ligin ilk maçlarındaki rakiplerin zayıf olmaları futbolcular arasındaki uyum sorununu göstermiyordu. Ancak maçların zorluk derecesi artıkça takım oyununun ön plana çıkması gerektiği durumlarda bu uyum yada uyumsuzluk bir problem olarak ortaya çıkıyor. Bunun içinse biraz zamana ihtiyaç var.

İlk haftalardaki eleştirilere rağmen ilerleyen haftalarda maçların zorluk kalitesi arttıkça, Bilica'nın defanstan topu oyuna sokuşu iyice önem kazanıyor. Seyirci ve taraftar gözünde bu da Bilica'nın performasını arttırıyor. Geçen seneki Fenerbahçe'ye oranla bu sene Fenerbahçe'nin kazandığı en önemli artıda bu. Santos ve Kazım, Emre(M.Topuz) ve Cristian'ın işini ne kadar zorlaştırıyorsa Bilica da o kadar kolaylaştırıyor. Burada tabii Lugano'nun performansı ne kadar iyi olursa Bilica'nın hücum gücüne vereceği katkıda o kadar fazla olacaktır. Şu aralar Lugano'nun performansı pek iyi olmadığından Bilica Lugano'nun açıklarını kapamak ve zor durumda kalan Vederson'a savunma bölgesinde yardımcı olmak adına gerekenden fazla güç harcıyor. Bu durumda Bilica'nın yıpranmasına ve hata yapmasına sebep oluyor.
Belediyespor maçında Emre'nin yokluğunda onun yerinde oynayarak o bölgedeki görevleri üstlendi Topuz. İlk yarı sonunda en çok koşan futbolcu istatistiklere göre Topuz olmuş. Zaten o bölge de Kazım ve Santos'un savruk savunma anlayışı nedeniyle malesef bunu gerektiriyor. Öte yandan Topuz bu kadar koşmasına ve performans göstermesine karşın ilk yarıda topla çok az bulaşabildi neredeyse hiç buluşmadı diyebiliriz bu harcanan performans düşünüldüğünde. Topla buluştuğu anlardan biri de ceza sahasına yakın bölgede kazandığımız ve Vedersonun golü ile maçı kazanmamızı sağlayan frikik pozisyonu idi. Topuz'un topla daha fazla buluşması takımın hücum gücünü arttıracaktır. Emre oynadığında diğer oyuncuların onla uyumu fazla olduğundan Emre daha fazla hücuma katkıda bulunuyordu. Ancak Topuzla yeterince bu uyum sağlanamadığı için Topuz takımın en çok koşan elemanı olmasına karşın o kadar etkili olamadı. Buda takımın direkt performasına etki yapıyor. Cristian ise kalan 6 hafta sonunda anlaşıldığı üzere daha fazla defansif karakterde oynuyor ve hücuma katılma konususunda insiyatif almayınca da bu iş yanında oynayan diğer isme kalıyor. Eğer Cristian savunma konusunda ve rakipten çaldığı topları kullanma konusunda gününde değilse buda Fenerbahçe için tehlike çanlarının çalmasına sebep oluyor ve yanında oynayan kişinin de direkt oyununu bozuyor.
İ.B.Belediyespor maçında, maçın tek golünü atan Vederson, maçın kazanılması ve 3puanın alınmasındaki en önemli isim oluyor. Peki Vederson maçta gol dışındaki pozisyon haricinde ne yaptı. Maçı izleyenler hatılayacaklardır ki golü atmasa takımda Guiza, Kazım ile birlikte en çok ıslıklanacak oyuncu olacaktı. Vederson'un eski gücünden uzak olmasının yanında, maçta hatalarının ön plana çıkmasına sebebi, sadece sol kanattan yaptığı ortaların birinin bile ceza sahası içine düşmemesi ya da Fenerbahhçeli oyunculara gitmemesi değil, Santos'un önünde asli görevlerini yapmayıp, başka işlere soyuyor oluşu ve Vedersonun bu açıkları kapamak için ekstra güç harcamak zorunda kalıyor oluşudur. Benzer durum Gökhan Gönül içinde geçerli. Kazım'ın savruk oyunu nedeniyle zor durumlarda kalan Gökhan Gönül'ün son maçlardaki performans düşüsü ve asabiyeti de Kazım'ın açıklarını kapamak için harcadığı ekstra güç ve bunun getirdiği yıpranmadır. Bu ekstra gücü bu oyuncular takımın hücum gücünü arttırmak yerine açık kapamak için uğraşıyorlar.

Peki hal böyle iken ne yapılmalı. Kısa vadede Kazım'ın savruk oyunu ya da Santos'un sürekli içeri katetme dürtüsü giderilemeyeceği için yada Guiza'nın top istopetme, topu saklama ve top şiddetini ayarlama kabiliyeti bir günde düzelmeyeceğine, Vederson'un ortaları yerini bulmayacağına göre;

1.Sol kanatta Santos, defansa çekilerek önünde Uğur(Özer denenebilir) konulabilir. Böylece Santos Brezilya da oynadığı asıl mevkiye ve asıl görevine döner. Belki Uğur'un kanat organizasyonlarındaki beceriksizliği Santos'un yeteneği ile birleşirse daha etkili olma şansı elde edebiliriz. Ayrıca defansa, defanstan topu çıkaracak Bilica ve Gökhan Gönül'ün yanı 3. bir ismi ekleyerek ortada bulunan Emre(Topuz) ve Cristianın yükü hafifletilir ve bu oyuncuların hucüma yönelmesi sağlanır. Bu şekilde Alex'in geri gelmesi engellenerek etkin olduğu alanda kalması sağlanır ve takımın hucüm gücü artar.

2. Sağ Kanatta Kazım ilk tercih olmaktan çıkartılarak, Kazım'ın yerinde Topuz'a ya da Topuz Emre'nin yerinde oynadığında ise Devid'e şans verilmeli. Bu şekilde Gökhan Gönül'ün daha etkin olması sağlanır. Ancak Deivid oynadığında Guiza yabancı kısıtlaması nedeniyle yedeğe çekilmek zorunda kalacak, yerine Semih koyulacak haliyle. Semih'in şu an için kadroda ilk onbirde yer alması daha iyi olacaktır. Emre oynadığında Topuz, Sağ kanatta düşünülebilir. Bu durumda Guiza ilk onbirde sahaya çıkabilir. Benim tercihim bu olmaz ama bir alternatif olarak düşünülebilir.

3. Alex yerine Deivid ile başlanabilir. Alex ilerleyen dakikalarda savunma oyuncuları yorulmaya başladığında girebilir. Maça Deivid ile başlamak önde onun presinden faydalanmak zor maçlarda rakibin defanstan kolay top çıkarmasını engeller. Skor avantajı elde edildiğinde topu daha iyi kullanan ve daha iyi saklayan Alex oyuna alınarak hücum gücü arttırılabilir. Böylece maçın kolay koparılması sağlanabilir.

Takımın böyle bir rotasyon ve onbirle mücadele gücünün artacağını düşünüyorum. Nacizane bir fikir tabi bu benimki.

*Volkan

*G. Gönül *Lugano *Bilica *Santos

*M.Topuz *Cristian *Emre *Uğur(Özer H.)

*Deivid(Alex)

*Semih

Antalya maçında Emre oynayamacağı için yerine Selçuk monte edilebilir ya da Deivid sağda M.Topuz, Emre'nin yerinde ve Alex ilk onbirde başlar ki bu daha mantıklı bir yaklaşım olur. Kazım oynarsa, artık bize gününde olması için dua etmek düşer:)

Dolayısıyla Antalya karşısında şu onbirle oynarsak, daha etkili bir Fenerbahçe izleme şansı buluruz.

*Volkan
*G. Gönül *Lugano *Bilica *Santos
*Deivid *Cristian *M.Topuz *Uğur(Özer H.)
*Alex
*Semih

23 Eylül 2009 Çarşamba

Eleştirilerin Asıl Sebebi Ne?

Bir maçı daha alarak 3puanı hanemize yazmış olmak, kim ne derse desin 6'da 6 yapmış olmak, sonraki haftalarda, bu geride kalan 6 hafta için iyi oynadık ama puan alamamıştık ondan lig şampiyonluğunu kaçırdık demekten iyidir. Geçen senenin ilk 6 haftası aldığımız sonuçlar hatırlandığında, bu alınan puanlar, herkesi tatmin eden bir futbol oynayarak alınmamış olsada ileriki haftalarda şampiyonluk yarışı için önem arz etmektedir. Takım, İ.B.Belediyespor karşısında koşmadı diyemeyez. Yakalanan pozisyonlar değerlendirilemeyince ya da gösterilen çaba golle sonuçlanmayınca takımın oyunundan memnun kalınmıyor. Öte yandan mücadele ettiğimiz ve geçen seneki takımlara oranla daha güçlü olan Diyarbakırspor, Manisaspor, Bursaspor gibi takımların ligteki konumları ve güçleride ortada iken, yapılan eleştiriler biraz ağır kaçıyor. Geçen sene ligte mücadele eden takımların kalitesi düşük oyunları hatırlandığında, o sene ligi ilk 3 sırada bitiren takımlarında bu seneki ligte durumları ortada iken, bugün geldiğimiz bu noktada, üstelik Aragones'in takımı nasıl bıraktığı hatırlandığında, o noktadan bu güne bu sonuçlerı elde etmek başarı değilse eğer, daha iyisini kim yapabilirdi diye sormak gerekiyor?

İ.B.Belediyespor'un geçen hafta Trabzonspor'dan 6 gol yemesi bu takımın kötü bir takım olduğu anlamına gelmemektedir, gelemez de. Hele Kasımpaşa gibi bir takımla kıyaslanması ise ancak futboldan başka çıkarımlar sağlamak için yapılan abes yorumlardan öteye geçemez. Buradaki tek amaç sadece rakip görülen Fenerbahçe'nin taraftar önünde imajını zedeleme ve taraftarı takıma karşı kışkırtma çabasıdır. Fenerbahçe'nin başarı kazanmasını istemeyen kişilerin bu tip yorumlarına karşı Fenerbahçeliler uyanık olmalı ve bu yorumların amacına ulaşmasına yardımcı olmamalıdır. Hatırlanması gereken bir diğer şey ise İ.B.Belediyespor'un Trabzonspor maçına kadar mağlubiyetinin olmadığı ve 4haftada 6puan toplayarak ligte 7. sırada yer alıyor olduğudur. Hal böyle iken ligte sıfır çekmiş ve sadece 3gol (biri Galatasaray'a) atabilmiş Kasımpaşa ile İ.B. Belediye karşılaştırılarak bu maç üzerinden Fenerbahçe'nin değerlendirilmesindeki amaç ne olabilir?

Fenerbahçe taraftarının ve yazarlarının, Fenerbahçe'nin bugün oynadığı oyunu eleştirmesinin sebebi ise Fenerbahçe'ye rakip gördükleri Galatasaray ile karşılaştırıyor olmalarıdır. Galatasaray'ın da aynı başarıyı göstermiş olması, Fenerbahçe'ye oranla daha fazla gol atması, bu nedenlede daha iyi oynuyormuş gibi gözüküyor olması ve basının da bu yanda yayın yapıyor olması dolayısıyla eleştiri oklarının Fenerbahçe'ye yöneltmesine sebep oluyor. Eğer Galatasaray Fenerbahçe gibi 6'da 6 yapmış olmasaydı bugun hiç kimse Fenerbahçe'nin oynadığı futbolu konuşmuyor sadece elde edilen galibiyetler ve kazanılan başarıdan bahsediliyordu. Ya da bu galibiyetler geçen seneki ligte kazanılmış olsaydı şimdi Fenerbahçe hakkında bugün Galatasaray için söylenenler dile getiriliyor olacaktı. Öte yandan Galatasaray'a verilen payeler Fenerbahçeye verilmeyerekte haksızlık yapılmaktadır. Galatasaray'ın ligte oynadığı takımlar ve bu takımların ligteki konumları ve ayrıca Galatasaray'ın yediği goller düşünüldüğünde, Fenerbahçe'den iyi olduğunu söylemek sadece yanılgıdan başka birşey değildir. Ayrıca Galatasaray da alacağı ilk kötü sonuç sonrasında, aynı Fenerbahçe'ye bugün yöneltilen ağır eleştirilere mahruz kalacaktır. O zaman Kasımpaşadan yenilen gol, verilen gol pozisyonları ya da Beşiktaş'a karşı kazanılan galibiyette aslında Beşiktaş'ın üstün olduğu gündeme getirilecek, Ligten düşürülen Ankaraspor'dan maçın zor kopararılabildiği hatırlatılarak Galatasaray'a karşı eleştirler yoğunlaşacaktır.

Şu da bir gerçek ki hem Fenerbahçe hem de Galatasaray kadro ve oyun olarak şuan bu lig için iki gömlek büyük. Fenerbahçe ve Galatasaray, şampiyonluk yolunda birbirlerine karşı olan mücadelelerini sürdürürken, iki takım da, ligten kopmamalarını isteyen odaklar tarafından mutlak eleştirilere hedef olacaktır. Zira milyon dolarların döndüğü bu piyasada, bu iki takımın şampiyonluk yolunda yanlız kalmaları pek te istenilen bir şey olmasa gerek. Hem Fenerbahçe hem de Galatasaray ligte beklenmedik puan kayıplarına uğrayabilirler, uğratılabilirler!!!

15 Eylül 2009 Salı

Hakem Eskisi Hakim, Sahadaki Yenisi Vahim


Ekran başında maçı izlerken hakemin çaldığı yanlış düdükler ve verdiği kararlar sonrası iyice gerildikten sonra, Maç sonrası pozisyon yorumu yapan ve her zaman olduğu gibi yanlı olan bu yorumlara birde lig başladığından beri tüm Fenerbahçe takımını hedef gösteren ve sonraki maçları hipotek altına almaya çalışan art niyetli söylemlerde eklenince sahadaki futbolcular gibi bende erkan karşısında çileden çıktım. Bu yazıyı işinde ahlakı kaybetmiş ve vicdanı olmayan, söylediklerini tabu ve doğruyu sadece kendisinin bildiğini zanneden, insanları rencide etmeyi üzerine vasife edinmiş tüm kendini bilmezlere ithafen yazıyorum.

Zatı muhteremin biri MARATON'a çıkmış! Fenerbahçeli futbolcuları hedef gösterme adına. Diğeri, meslektaşından aşağı kalırmı oda TELEGrafın direğine çıkmış mesaj yolluyor hakemlere. Ekranlar aracılığıyla hakemleri etki altına alarak, Emre`yi ilk fırsatta atmaları için onları koşullandıranlar bu amaçlarına ulaştıktan sonra, Bursaspor maçında sahada Emre'yi bulamayıca, "Fenerbahçeli futbolcular hakeme bir tek tecavüz etmediler" gibi söylemlerle gözlerine diğer Fenerbahçeli futbolcuları kestirdiler. Fenerbahçe ile ilgili gizliden bir linç kampanyası yürütüldüğü kanısı giderek bizlerde kuvvetlenmeye başladı. Benzer hareketleri yapan başka takım oyuncuları sahada bırakın kart görmeyi, faul bile çalınmazken, ekranda pozisyon gayet doğalmış gibi yorumlanırken (Sercan'ın Bilica'ya yaptığı hareket), Fenerbahçeli futbolcu söz konusu olunca, bir isimlerinin önüne ''kırmızı her koşulda ver'' yazmadıkları kaldı. Galatasaray - Beşiktaş Maçında M.Sarp'ın yaptığı hareketler karşısında son derece doğalmış gibi yorum yapan bu hakem eskileri nerdeyse Sarp'a evlat muhamelesi yaparken, Emre ya da bir başka Fenerbahçeli futbolcu (ismi önemli değil çünkü efendiliği ile tanınan Gökhan'a bile dil uzatıp hedef gösterebildiklerine göre) M.Sarp'ın yarısı kadar hareket yapınca bu zatlar tarafından adeta hedef gösteriliyorlar. Maçları yöneten hakemlere "zavallı" diyerek hakemlerin şeref ve haysiyetini malzeme yaparlarken, kendi yedikleri haltı fark etmeden, Fenerbahçeli futbolcuların sahadaki davranışlarını değerlendirme cüretinde bulunuyorlar. Birde buna da pozisyonları yorumlama adına yapıyorlar. Ayrıca haftaya Fenerbahçe maçını yönetecek hakeme "Haftaya atmazsan sen de zavallısın" ya da ''Eyyamcı Hakem ikinci sarıyı göstererek atmadı sonraki hafta bakalım ne olacak'' gibi söylemlerde bulunarak bir sonraki maçı hipotek altına almaya çalışıyorlar. Televizyon ekranlarında oluşturdukları sanal mahkemede Fenerbahçeli futbolcuların gelmiş geçmiş bütün maçlardaki faullerini ve sahadaki psikolojilerini değerlendirmeye alarak o günkü pozisyonun altında gerçek olmayan mesnetsiz çıkarımlarda bulunarak yargılayan ve sonunda cezasını kesen bu hakem eskileri kurdukları şimdinin Televizyon mahkemesinde hakim olmuşlar. Yeşil sahalar ile mahkeme salonlarını karıştıran bu arkadaşların, bu yeni mesleklerinde öğrenmeleri gereken ilk şey 'Bir kişi, topluluk veya kurumun, birilerine ya da kamu oyunda hedef gösterilmesinin kanunlar önünde suç olduğudur.'

Ya sahadaki Vahim'e ne demeli. Bursaspor`la deplasmanda oynadığımız maçı yöneten Çoban, mücadele boyunca gösterdiği ve göstermediği kartlarla oyunu Fenerbahçeli futbolcular açısından çekilmez hale getirdi. Ağır bir zeminde, yeterince ışık almayan bir statta, zor koşularda oyuncularımıza yapılan sert hareketleri (ışıktan dolayı herhalde) görmeyen Çoban, futbolcularımıza ise kart konusunda tereddüt dahi yaşamadan cömertce kartına davrandı!!! Özellikle 10.dakikada Bilica ile Sercan arasında yaşanan ikili mücadelenin ardından Sercan`ın Bilica`ya attığı tekmeyi es geçen Çoban, maçın sonraki dakikalarında adeta sarı kart olup takımımıza yağdı. 23.dakikada Lugano`nun müdahalesini doğru süzemeyerek kart gösteren ve sonrasında ortamın gerilmesine sebep olan Çoban, bu dakikadan sonra Alex, Güiza, Kazım, Andre Santos ve Gökhan Gönül`e sarı kart gösterdi. Hele Santos'un katı resmen gelecek maçlara hazırlık gibi idi. Öyle ya 10. hafta derbi mücadelesine ne kaldı anca 4 sarı yetişir. 68.dakikada Volkan Şen`in topla birlikte oyun sahasını terk ettiği pozisyonda takımımız aleyhine korner kararı vererek sinirleri iyice gerdi. Mücadele boyunca her pozisyonda sert müdahelelerle topa hakim olmak isteyen Bursaspor`lu oyunculara prim tanıyan Çoban, bu vahim kararları verirken acaba nasıl bir baskı altında idi. Özellikle Fenerbahçeli futbolcular söz konusu olunca sarı kartların önceden rezerv edilmiş gibi gösterilmiş olması bu baskının menşei konusunda kafamızda soru işaretleri oluşturdu.

Bütün bu şartlar altında dahi üç puan alan takımımızı kutluyorum. Ancak, asli görevini ne olduğu bilinmeyen kişisel egolarını tatmin etmek için televizyon ekranlarında parasına yorum yapan isimlere, en kısa zamanda psikolojik destek almaları kosunda tavsiye de bulunuyoruz! Hakemlik mesleğinin ve futbolumuzun geleceği, eski hakemlerin yanlı yorumlarına ve insiyatifine kalmışsa, vay bizim halimize! Kaliteli bir lig için sahadaki vahim isimler temizlenmeli, maçı takımına göre yöneten isimler görevlendirilmemelidir. Bundan ötesi pozisyonları yorumlamakla görevli ekranlardaki sözde hakemlik yapmış zatların (zamanında kendileri hiç hatalı karar vermeyen bu zatlar, özellikle Fenerbahçe aleyhine çaldıkları düdükleri hale hatırlarımızda iken), yorumlarını yaparken kendi sosyopsikojik yaklaşımlarından ziyade futbol kuralları çerçevesinede kural ne diyorsa onu söyleyerek değerlendirme yapmalarını, kişileri hedef göstermeden, forma rengi ayırt etmeden, benzer pozisyonlarda yaptıkları yorumları söz konusu Fenerbahçe olduğunda çarpıtmadan yapmalarını istiyoruz. ARTIK gerginlik yaşamadan futbol maçı ve yansız spor programı izlemeyi bekliyoruz!!!

Ayrıca 5.Haftası geride kalan Ligimizde, Fenerbahçeli futbolculara karşı sahaya şartlanmış bir şekilde hakemler çıkmaya devam ederlerse ya da onları ekranlar da şartlamaya çalışan zatlar bu çabalarını sürdürmeye devam ederlerse, sonrasında Ligte yaşanacak olayların sorumlularını aramak için çaba harcamaya fazla gerek yok, adres belli zaten. (hedef göstermek kolay gördüğünüz gibi). Hal böyle iken bu hareketleri sergileyen spor programları, yorumcuları ve hakemler(etkilenmemeleri konusunda) uyarılarak, herkesin asli görevini yapması için kırmızı çizgilerin belirlenmesi gerekmektedir. Bu nedenlede yetkilileri göreve davet ediyoruz...


13 Eylül 2009 Pazar

Bursaspor - Fenerbahçe Maç Öncesi

Maç için takımız Bursaya gitti. Kafilede yer alan isimler: Volkan Demirel, Volkan Babacan, Fehmi Mert Günok, Diego Lugano, Fabio Bilica, Bekir İrtegün, Roberto Carlos, Gökçek Vederson, Gökhan Gönül, Cristian Baroni, Selçuk Şahin, Alex De Souza, Andre Santos, Deivid De Souza, Kazım Kazım, Mehmet Topuz, Uğur Boral, Özer Hurmacı, Daniel Güiza, Semih Şentürk.

Daum bu 20 kişilik ekipten bakalım kimleri ilk onbirde sahaya sürecek.

Muhtemel onbirler şöyle olabilir:

FENERBAHÇE

Volkan Demirel
Gökhan Gönül - Diego Lugano - Fabio Bilica - Gökçek Vederson,
Cristian Baroni - Mehmet Topuz
Kazım Kazım - Alex De Souza - Andre Santos,
Daniel Güiza

BURSASPOR
İvankov
Ali Tandoğan - Ömer Erdoağan - Zapotocny - Mustafa Keçeli
İvan Ergiç - Hüseyin Şimşir
Volkan Şen - Turgay - Ozan İpek
Sercan Yıldırım

Bursaspor sahaya nasıl bir onbir çıkarır. Ertuğrul Sağlam nasıl bir taktik seçer, tek forvet mi yoksa iki forvet mi oynar onu maç saatinde görecez. Gecenin en çekişmeli maçı olacağı kesin. Bizim açımızdan maçı kazanmak ve kayıpsız geçmek, rakibimizin derbi mücadelesinden galip çıkması sonrasında oldukça önem arz ediyor. Bursaspor'un bu senenin flash ekipleri arasında olacağını belirtmiştim. Bursaspor, Manisaspor, Eskişehirspor bu sene, Sivasspor'un gösterdiği başarıyı göstermeye namzet takımlar. Bu takımlara, Kayserispor ve Büyükşehir Belediye en yakın ekipler olarak görünüyor. Kendi sahamızda oynadığımız Manisaspor maçının ne kadar zorlu geçtiğini hatırlarımızda iken şimdi de aynı ayarda güçlü bir ekip olan Bursaspor ile sahasında oynayacağız. Ertuğrul hoca ve Timsahlar'ı kendini ispatlamak için bu maçta ellerinden geleni yapamacaklar. Ligte geride kalan 4 haftada 6 gol atıp 5 gol yiyen Timsah'ları kendi sahasında yenip 3 puan alacağımıza inancım sonsuz. Kanatların işlemesi bu akşam gol pozisyonuna girmemiz için son derecece önemli. Bursaspor ataklarını karşılayacak olan Cristian ve Mehmet orta sahada görevlerini yerine getirirlerse Bursaspor pozisyon bulmakta zorlanır. Kadro kalitesi yüksek olan takımımız kontrolü elinde tuttuğu sürece maçta 3 puana yakın ekip. Ekibimize başarılar diliyoruz...

12 Eylül 2009 Cumartesi

Derbi Maçları Ağır Gelir Beşiktaş'a! GS 3 - BJK 0


Fenerbahçe ile oynanan Süper kupa mücadelesinden sonra; ''-Beşiktaş'ın hücum oynayarak maçı kazanamayacağını söylemiştik. Bu oyun tarzı ile belki başa baş mücadele etti. Ancak takım kadrosu bence maçı kazanacak kalitede değil ve eğer derbi maçlarına bu şekilde çıkarsa maç kazanmasıda zor.'' demiştik.

Gençlerbirliği maçının ardından da ''-Beşiktaş'ın maçlarının çoğu, Gençlerbirliği ayarında ve üst düzey takımlara karşı beraberlik veya mağlubiyet ile sonuçlanır. Bu sonuçlara şimdiden alıştırmalı Beşiktaş taraftarı kendini. Daha şampiyonlar ligi maçlarıda üstelik başlamadı. 5. haftada Galatasaray ile oynayacakları derbi maçı Beşiktaş'ta bir dönüm noktası gibi görünüyor. Beşiktaş bu maçta eğer ağır bir yenilgi alırsa, belki o zaman Beşiktaş yönetimi ve Denizli geçen seneki şampiyonluğun ve kazanılan Türkiye kupasının gerçek değerlendirmesini yapar. Aslında gerçekte kötülerin iyisi olarak kazandıkları şampiyonluğun ve kupanın gölgesinden sıyrılarak güçlü bir takım kurma çabası içine girerler. Bunu anladıklarında ise bu sene için tren çoktan kaçmış olacak.'' diyerek Beşiktaş'taki kötü gidaşa dikkat çektik.

Beşiktaş, bu maçtan sonra Tabata'yı da aldığı Gaziantepspor ile sahasında berabere kalarak söylediklerimizde ne kadar haklı olduğumuzu gösterdi bir kere daha bizlere. Bu güne geldiğimizde ise rakibi bu takımlardan daha güçlü bir takımdı. Sonuç kaçınılmazdı ve nitekim 3gol yiyerek büyük darbe aldı. Mustafa Denizli'nin çıkardığı onbirden, Holosko'yu oynatmama ve saha içi taktik hatalarından, kaleci Rüştü'nün yediği gollerdeki hatalarından ve savunmanın pozisyon hatalarından ya da forvet hattındaki becerisizliklerden bahsederek maçı değerlendirmek sadece günü kurtarmaktır. Neden böyle diyorum açıklayayım. Bir maçı değerlendirmek o günün şartları dahilinde yapılan hataları göstermek sadece kaliteli kadrosu olan ve şimdiye kadar iyi işler yapmış bir takım için kısa vedede bir anlam taşıyabilir. Ancak ligte 5 maçta sadece 1 galibiyet alabilmiş bir takım için ise sorunun tespitin de yeterli değildir.

Geçen sene Fenerbahçe ve Galatasaray'ın ligten erken kopmasının yanında, kaliteli futbol oynayabilen bir takımın olmadığı ligte, gerçekte kötülerin iyisi olarak kazandıkları şampiyonluk ve Türkiye kupasından sonra, Beşiktaş yönetimi gerçekleri göremedi. Bugün gelinen noktada ise Beşiktaş'ın ne Galatasaray ne de Fenerbahçe ile mücadele edebilecek bir kadro yapısına sahip olmadığı görünüyor. Bursaspor, Manisaspor, Eskişehirspor gibi güçlü ekipler ile oynamayan Beşiktaş, bu sene ilk 5 mücadelesi verir ancak. Fenerbahçe ile yapılan süper kupa maçının ardından, ligte geçen 5 hafta sonunda Beşiktaş'taki asıl sorunun, maça özel yapılan hatalardan ziyade kadro kalitesinin düşük olması olduğu açıkça görünmektedir. Nitekim Tabata ve İbrahim Kaş transferleri ile bu açığı kapatmaya çalışan Beşiktaş yönetimi, treni kaçırdıktan sonra bu transferleri son bir çırpınışla yaptı.

İlginizi çekebilir:

7 Eylül 2009 Pazartesi

Ankaragücü ve Ankaraspor Mercek Altında

MKE Ankaragücü ve Ankaraspor A.Ş.'ye ihtarname çekildi burada.

Çekilen ihtarnamenin son kısmındaki pragrafında belirtilen, TFF Yönetim Kurulu, gereği yapılmadığı takdirde ilgili kulüplerin Futbol Disiplin Talimatı kuralları gereğince Disiplin Kurulu'na sevk edileceklerini ve adil oyun düzeninin sağlanabilmesi için Ankaraspor A.Ş.'nin, tedbiren müsabakalara alınmayacağı ifadesinde sadece Ankraspor'a yaptırım uygulanacağının söylenmesi açıkçası biraz abes olmuş. Eğer bir curüm işlenmiş ise bu tek değil iki taraflıdır. Dolayısıyla iki tarafında cezalandırılması gerekir.

Melih Gökçek’in Ankaraspor onursal, oğlu Ahmet Gökçek’in de önce Ankaraspor’un profesyonel şube sorumlusu, ardırdan da 30 Ağustos’taki kongrede Ankaragücü kulüp başkanı olmasının ardından devam eden mide bulandırıcı olaylar dizisi üzerine, federasyon mercek atına aldığı bu iki kulüp ile ilgili harekete geçti anlaşılan. Ancak federasyonun da sadece Ankaraspor'a yaptırım uygulacağı ile ile ilgili bu son açıklaması ise mide bulandırıcı olaylar içine bir sinek atmış olmaktan öteye gitmiyor.

Öte yandan bu ihtarnamenin Kayseri de yapılan toplantıdan sonra çekilmesi de ayrı olarak üzerinde durulması gereken bir konu. Tamam Milli Maçın Kayseride oynanması ve federasyon yetkililerinin orada toplanması dolaysıyla burada bir toplantı yapılmış olması bir etken olabilir. Ancak bu ihtarnamenin Kayseri'den gönderilmesi için yeterli bir sebep değil. Bir iki gün sonra Kayseri'den ayrıldıktan sonrada bu ihtarname gönderilebilirdi. Bu neyin acelesi bu kadar bekledikten sonra. Yanlış hatırlamıyorsam bundan önce Kayseri kulüplerinde de 2006-2007 sezonunda aynı şeyler yapılmış ve buna federasyon tarafından herhangi bir yaptırım olmamıştı. Bunlar hatırlandığında kafada bazı soru işaretleri uyanıyor.

Ayrıca Gençlerbiliği Oftaşspor'un şimdiki adıyla Hacettepespor'un, Gençlerbirliği ile nasıl bir organik ya da inorganik bağı olduğu da 2007-2008 sezonunda özellikle çok tartışılmış ancak bu konuda yine federasyon bir yaptırımda bulunmamıştır. Dolayısıyla bu dönemlerin federasyon başkanlarının farklı olması acaba uygulamada bir farklılık mı yaratıyor sorusunu akla getiriyor. Dönem dönem yaşanan bu tarz olaylarda Federasyon yetkililerinin alacağı kararlardaki standart kamu vicdanı açısından son derece önemlidir.

İhtarname çekilmesi üzerine Sayın Ruhi Kurnaz ve Sayın Cemal Aydın konu ile ilgili açıklamalarında şöyle diyorlar;

Ankaraspor Başkanı Ruhi Kurnaz ''Bunun bir siyasi karar olduğunu düşünüyorum. Ankaraspor kendi başına ayrı bir kulüp. Çifte standart var. Biz bir şirketiz ve kendi başına bir kulübüz. Kimseyle de birleştiğimiz yok. Ben 10 yıl belediye başkanlığı yaptım. Bir kentin belediye başkanı, o şehirdeki takımların onursal başkanıdır. Neden böyle bir konunun içine çekiliyor. İşi bilmeyenler karar veriyor.''

Ankaragücü Onursal Başkanı Cemal Aydın ise ''Ankaragücü Genel Kurulu’nda seçilen organlar, henüz teşekkül etmemişken Federasyon, oluşmamış bir şeye ceza vermeye çalışıyor. Bir genel kurulun tutanakları, henüz ellerine ulaşmadan, federasyon nasıl oluyor da bu kararı alıyor? Genel kurulda yapılan tüzük değişiklikleri nedeniyle henüz tutanaklar bile ilgili birimlere verilmedi. İşi bilmeyen 3 arkadaş, acele olarak karar vermek istiyorsa diyecek bir şey bulamıyorum.''

Gerek Kayseri gerek Gençlerbirliği gerekse Ankaragücü kulüplerinin ve kulüp yetkililerinin içine girdiği bu oluşumlar ya da ilişkiler yumağı belki yasaların boşluğundan yararlanılarak, bir formüle uydurularak meşru gibi gösterilebilir. Ancak bütün bu yaşananlar kamu vicdanında ve spor severlerin gönlünde temizlenmesi gerekli bir leke olarak tezahür etmektedir. Bu nedenlede spora uzanan kirli ellerin ve ilişkilerin temizlenmesi her anlamada önem arz etmektedir. Kısacası ve açıkçası gereğinin yapılmasını kamu vicdanı açısından talep etmekteyiz.

2 Eylül 2009 Çarşamba

Horoz Ötmeyince

Denizli'nin horuzu 4 hafta boyunca ötmeyi beceremeyince emanet geri alındı. Yemi, suyu herşeyi verilen horozun ötmemesi üzerine şimdi ötmesini sağlayacak yeni emanetçi aranıyor. Yerinde bir karar diyorum. En azından yeni emanetçi, Horozun üzerinde sıkıntı veren bitleri ayıklar, olmadı bir iki rahatsız eden tüyü çekip koparır. Herbir tüy çekip koparılınca horoz can havli ile bağırmaya başlar. Sonunda horoz bağıra bağıra ötmeyi öğrenir. Belki sonra gagalamayı da becerir diyecem ama hint horozu değil ki Denizli'nin horozu. Bu horuzun tüm özelliği sadece uzun uzadıya ötmesi. Yani yeni emanetçi de en fazla ötmeyi öğretir. Bu da sadece horuzun seneye yine aynı kümeste olmasını sağlar belki.

Yazımızdaki benzetmeleri veriyorum (teşbihte hata olmasın). Birde bu şekilde okuyun:) Horoz: Takım Ötme: Oynama Yem, Su: Antreman, kondisyon Emanetçi: Teknikdirektör Bit, Tüy: futbolcu Bağıra bağıra: Sıkıyı görünce Gagalama: Rakibe vurulan darbe Kümes: Lig

Kısacası Ligde oynadığı 3 maç sonunda puanla tanışamayan Denizlispor'da yönetim, teknik direktör Erhan Altın'ın görevine son verdi. Bu kadar çabuk Teknik adam değiştirilmesine karşıyım. Ancak bu sefer Denizlispor yönetimi doğru olanı yaptı. Erhan Altın'ın bir süre dinlenip nerde hata yaptığını düşünmesi lazım. İyi aşçı olmak demek elinde olmayan malzeme ile süper yemek yakmaya çalışmak değil, eldekini değerlendirerek malzemeye uygun en iyi yemeği yapmaktır. İyi teknik adam olmakta elindeki futbolcuların kabiliyetine uygun sistemle mücadele edip, rakibine göre yeri geldiğinde oyun sistemini değiştirerek puan veya puanları almaktır. Yoksa forvet oyuncusundan 30 yaşında sol bek yapmaya çalışmak iyi teknik adam olmak değildir.

31 Ağustos 2009 Pazartesi

Zafer, 'Zafer Benimdir' Diyebilenindir. 90+4

Asılan bu pankart Manisa maçının sonucu için tam anlamı ile cuk diye oturuyor. Gerçi maksadı bir yerlere mesaj göndermek ve günün anlamını vurgulmak için ama evrensel doğruluk içeren bu söz her koşulda bir anlam taşımaktadır. Ulu Önderimiz Atatürk dünyaya mashar olmuş düşünceleri ve söylevleri ile evrensel doğruları halkına bir yol gösterici olarak miras bırakmıştır. Mirasına sahip çıkan Fenerbahçemiz akşamda galibiyete giden yolu bulmuştur.

Ahhh ahhh. Maçtan önce bu adamın saha kenarında olması hem Fenerbahçemiz hemde milli takımımız için büyük kayıp olduğunu belirtmiştik. Bunuda oynanan maçtan sonra çok daha iyi kavradık. Alternatifi olmadığını daha önce belirtmiştik. Nitekim olmayışı önünde oynayan Kazım'ı da bozdu ve Kazım maç boyunca çok kötü bir performans sergiledi. Arkasında oynayan Bekir ile top alış-verişi yapamayınca sağ kanadımız işlerliğini yitirdi. Tabii bu arada Manisasporun kanatları son derece iyi kapadığınıda belirtmek gerekiyor.

Emre Emre Emre ne diyelim bilmiyorum. Kırmızı kart görünceye kadar oynayışı, presi, top kapışı ve mücadelesi ile maçın adamı olma yolunda ilerlerken takımını 10 kişi kalmasına sebep olarak takımını yarı yolda bıraktı. Tamam Emre'ye maç boyunca ölçüsüz çok faul yapılıyor, tamam hakemler, eski hakem müsfettelerinin hedef gösteren yorumları sonucu gaza gelerek Emre'ye yapılanları ve tahrikleri görmezlikten geliyor birde üzerine Emre'ye kart gösteriyor, ama Fenerbahçede kimi zaman kaptanlık pazubandını da takan lider bir futbolcu olarak bütün bu yapılanlara göğüs germeli Emre. Fenerbahçeli olmanın, Süper ligin Fenerbahçe ve diğerleri diye ayrıldığının anlamını kavramak oldunu bilmeli Emre. Bir şekilde bunu anlamalı, anlatılmalı ve buna göre bundan sonra sahada hareketlerini ayarlamalıdır. Kimseye böylece çanak tutmamış ve takımını da yanlız bırakmamış olacaktır böylece.

'90 dakika havlu atmadan saldırdık ve sonunda 3 puanı almayı başardık. Benim atacağım gol sayısından çok takımın kazanması önemli.' maçtan sonraki bu açıklaması ile sonuna kadar galibiyetini kovalamanın ne kadar önemli olduğunu vurguluyor Guiza. Attığı golle takımını öne geçirdi, sahada çok çabaladı, atılan ikinci golde Alex'e topu gönderirken son derece ölçülü idi. İyidi Guiza daha iyi olacak...

Onlar bunu hep yapıyorlar. Alex maçta iki sihirli dokunuş yaptı ve ikiside gol oldu. Maça sonradan girdi takımının hanesine 3puanı yazan golü attı. Fırsatçılığını, zekasını, takipçiliğini kullandı. Zafer, 'Zafer Benimdir' Diyebilenindir diyerek takımını galibiyete taşıdı, onun adı SEMİH.

30 Ağustos 2009 Pazar

Fenerbahçe - Manisaspor

Fenerbahçe - Manisaspor Saat: 21.00'de LigTV'den canlı
Muhtemel onbirler
FENERBAHÇE
Volkan
Önder (Ali) - Bilica - Lugano - Carlos (Vederson)
Baroni - Emre
Kazım - Semih -Andre Santos
Güiza
MANİSASPOR
İlker
Ferhat - Ouedraogo - Dixon - Eren
Burak - Yiğit - Mehmet Nas - Nizamettin - Simpson
Isaac

Geçen 3haftada 2 beraberlik ve sahasında Trabzonspor'u yenerek 1 galibet alan yenilgisiz Manisaspor, bu sene Bursaspor, Eskişehirspor ile birlikte Sivasspor mucizesi beklediğim ve ilk 5'te olabilecek ekiplerden. İyi bir kadro yapısına sahipler. Açıkçası Ligte ve Avrupada oynadığımız maçlar düşünüldüğünde bu gece oynayacağımız ekip şimdiye kadar karşılaştığımız en zor ekip olacak. Bizimde gerçek gücümüzü görmemize yardımcı olacak bu maç. Fenerbahçemizin bu akşam galip gelerek 3 puan alacağını bekliyorum. Açıkçası bir taraftar olarak bunu umuyorumda. Kendi sahamızda taraftarımızın da desteği ile 3 puana ulaşarak amaçladığımız yolda kayıp vermeden devam ederiz. Fenerbahçemiz böyle maçlara daha fazla konsantre oluyor buda bizim açımızdan bir avantaj. Öte yandan antramanda sakatlanan Gökhan'ın olmayışı ise takımımız için bir kayıp.

TSL Cumartesi Sonuçları 3 te 3

Denizlispor'a zaten şans tanımamıştık. Nitekim Kayserispor da Denizlispor şans tanımadı ve maçı 3-0'lık net bir skorla galibiyete ulaştı. Açıkçası skor tahmini vermemiştim ancak 2-0 biter diye düşünüyordum. Denizlispor'un gol atmadan 3 gol yemesi maç öncesi açıkçası zorlama bir beklenti olurdu. Ancak maç oynanınca gördük ki Denizlispor bu skorla kurtulmuş diyoruz. Anlaşılan kümeye düşmeye bu sene gerçekten hevesli Denizlispor. Ev sahibi favori olduğu maçı net bir skorla kazandı. Bu arada Cangele'nin attığı 2 golde birbirinden güzeldi.
Geçen 3 haftayı değerlendirdiğimizde ve kadrosu yapısı ile Eskişehirspor'un 3puan alacağını bekliyorduk. Nitekim kendi evinde oynamanın avantajı ile maçı kazanarak 3puanı hanesine yazdı. Skor tahmininde bulunsak 2-0 yada 2-1 derdik ki maçta 2-1 bitti. Gerçi maçta takımlar buldukları net pozisyonları gole çevrilebilse skor daha farklı da olabilirdi. İki takımda net pozisyonları gole çeviremeyince maçın sonucu 2-1 de kaldı. Hele Youla'nın kaçırdığı bir gol var ki kaleci ile karşı karşıya bir an o pozisyonda Guzia'yı gördüm gibi geldi :)

Evet açıkçası bir parçada olsa Ankaragücü'nün kendi evinde oynama avantajı ile kazanacağını düşünüyordum. Bunun yanında gerçekte iki takım değerlendirildiğinde bu maçtan bir beraberlik çıkabileceğini belirttik. Ancak anlaşılan, İstanbul B.B iki kere öne geçtiği maçı kazanabilirmiş. Maçın çekişmeli geçeceğini tahmin ediyordum ama bu skor açıkçası beklediğim bir skor değildi. Beraberlik olarak 1-1 yada 0-0 skorları düşünülebilirdi. Ancak kartlı bir maç oluşu, skorun sürekli İstanbul B.B lehine oluşu skoru 2-2'ye taşıdı ve Ankaragücü beraberliği kurtaran taraf oldu. Kendi seyircisi önünde de galibeyete ulaşamayan Ankaragücü'nü sıkıntılı bir süreç bekliyor. Bu arada Ankaragücü adına, Ceyhun kaçırdığı goller ve gördüğü kırmızı kartla maça damgasını vururken takımını da galibiyetten etti. Aynı durum İstanbul B.B.'de Tum için geçerli. İki takımda savunma becerilerini biraz daha arttırabilirlerse ilk 8 içinde yer bulurlar.

Bu Konular İlginizi Çekebilir: