19 Eylül 2009 Cumartesi

Maçı Kaybettik Belki ama Mehmet Topuz'u Kazandık

Fenerbahçemiz perşembe günü oynanan Twente maçını belki kaybetti ama oyuna girip gösterdiği istek, mücadele ve attığı güzel gol ile Mehmet Topuz'u kazandı. Maçının genelinde topa hakim olmamıza karşı Twente maçında kazanmak için herşeyi yaptık ve bu maçı almayı gerçekten çok istedik diyemem. Futbolcularımız sahada bu maçın bir Avrupa Ligi puan mücadelesi değil günlük antreman maçı havasında öylesine bir istek ve arzu ile oynar bir görüntü verdi. Teknik direktörümüz Daum da taktik verme ve oyuncu değiştirme açısından bu maçta futbolcularımız gibi aynı rehavet içindeydi. Sonuçta UEFA Avrupa Ligi'ne, H grubundaki ilk maçımızı üstelik kendi sahamızda kaybederek puansız başladık. Perşembe akşamı oynanan grubumuzdaki diğer maçta S.Bükreş ve Sheriff ise golsüz berabere kalması bizim açımızdan ise iyi bir sonuç olarak değerlendirilebilir. Grubumuzdaki takımlar hakkında bir değerlendirme yapmak gerekirse ne Twente, ne S.Bükreş ne de Sheriff Fenerbahçemiz ayarında bir takım. Grupta kalan maçların tümünnü kazanarak gruptan lider çıkacağımıza inanıyorum. Twente maçındaki bu mağlubiyet takımın daha fazla rehavete girmesini engelleyeceği gibi maç içindeki disiplinin sürdürülmesinin de ne kadar önemli olduğunu göstermiştir diye düşünüyorum. Bu açıdan bakıldığında sahamızda oynayacağımız İ.B.Belediyespor maçını kazanarak ligte kayıpsız bir şekilde devam ederiz.

17 Eylül 2009 Perşembe

Bu Sevgi Anlatılmaz, Anlatılamaz Sadece Yaşanır...

Fenerbahçeli doğmak,
Sarı lacivert çubuklu formayı tanımak,
Hayatın anlamını kavramak,
Onun için göz yaşı dökmek,
Onunla üzülüp, onula mutlu olmak,
Yüreğine sevgisini dağlamak,
Ondan bir hatıra taşımak,
Yıldız futbolcularıyla tanışmak,
Hayatı, 90dakikayı paylaşmak,
Fenerbahçeyi yaşamak,
Feneriumdan çubuklu formayı almak,
Yıldız futbolcularına imzalatmak,
O formayı üzerinde taşımak,
Mutluluğu onunla tanımak,
Fenerbahçeyi yaşamak,
Fenerbahçeli olmak,
Bununla gurur duymak,
Heyecan ve coşku ile dolmak,
Tarihine sahip çıkmak,
Fenerbahçeyi yaşamak,

Bu Sevgi Anlatılmaz, Anlatılamaz Sadece Yaşanır...

Bu da ilginizi çekebilir:
Fenerbahçeli Doğmak, Fenerbahçeli Olmak ve Bir Fenerbahçeli Olarak Gurur Duymak

16 Eylül 2009 Çarşamba

Helal Olsun Sana, Sende Olmasan Selçuk Yula

Televizyondaki spor programlarının bir çoğunda sürekli Fenerbahçeyi hedef alan yorumlara karşı, Cine5'te yayınlanan Telefutbol programında yaptığı konuşmaları ile sesini yükselten Yula, Fenerbahçemize yönelen linç kampanyasına dikkat çekti. Bu konu ile ilgili Fotomaçtaki yazısını aynen aşağıda veriyorum. Bir nebzede olsa yüreğimize su serptiği için Helal Olsun!


Tehlike Büyük

İttifak saha dışına da taşmaya başladı. Tepkilerdeki çifte standart ortada Türk futbolu, "Fenerbahçe ve diğerleri" ayrımı ile uçuruma sürükleniyor!Neden Emre'yi çarmıha gerenler, Tabata'ya 2 kat fazla hareket çeken Mustafa Sarp'a tek kelime etmezler? Neden G.Saray maçında autu korner yapan hakemin üstüne çullanan Kayserili futbolculara (korner gol olmuştu) tek eleştiri gelmezken, aynı şeyi yapan Fenerbahçelileri hedef tahtası yaparlar? Neden ortada kalan topla Lugano haksız yere saldırılara uğrarken, yerde yatan Bilica'nın kaburgalarına tekme atan Sercan'ı görmezden gelirler? Gösterdiği kartla Santos'u ve bizleri güldüren, Alex'in tertemiz çaldığı topta saçma sapan bir faul verip, gole giden Güiza'yı durdurduğu için 2 karta birden neden olan Deniz Çoban dururken bu futbolcular yargılanırlar? Neden Allah'ın bir kulu çıkıp da "Koro halinde dakikalarca küfür yiyen Fenerbahçe'nin hakkını koruyacak bir adam yok mu" demez? Sözde hakem sahada adalet dağıtırmış. Ama Çoban, "Bana küfretmeyen tribünler bin yaşasın" diyerek ve de bıyık altından gülerek o iğrenç küfürleri hepimize dinleten adam olarak neden tek eleştiri almaz? Futbol oynamayanlar sahada emeği çalınanların tek şanslarının itiraz olduğunu bilemezler. Bu bütün dünyada böyledir ama bazıları sadece F.Bahçeli futbolcuların itiraz ettiklerini ve kart yemeleri gerektiğini düşünürler... Bir linç kampanyası başlatıldı ve yürütülüyor. Saha içindeki ittifaklar çirkin bir şekilde dışarıya sıçrıyor. Toplumu F.Bahçe ve diğerleri diye bölmeye çalışıyorlar. Gidişat iyi değil. Tehlike büyük. Oyuna gelmeyelim. Futbolumuz adına aklı selim davranıp, dikkat edelim. Burnumuza kötü kokular geliyor...

15 Eylül 2009 Salı

Hakem Eskisi Hakim, Sahadaki Yenisi Vahim


Ekran başında maçı izlerken hakemin çaldığı yanlış düdükler ve verdiği kararlar sonrası iyice gerildikten sonra, Maç sonrası pozisyon yorumu yapan ve her zaman olduğu gibi yanlı olan bu yorumlara birde lig başladığından beri tüm Fenerbahçe takımını hedef gösteren ve sonraki maçları hipotek altına almaya çalışan art niyetli söylemlerde eklenince sahadaki futbolcular gibi bende erkan karşısında çileden çıktım. Bu yazıyı işinde ahlakı kaybetmiş ve vicdanı olmayan, söylediklerini tabu ve doğruyu sadece kendisinin bildiğini zanneden, insanları rencide etmeyi üzerine vasife edinmiş tüm kendini bilmezlere ithafen yazıyorum.

Zatı muhteremin biri MARATON'a çıkmış! Fenerbahçeli futbolcuları hedef gösterme adına. Diğeri, meslektaşından aşağı kalırmı oda TELEGrafın direğine çıkmış mesaj yolluyor hakemlere. Ekranlar aracılığıyla hakemleri etki altına alarak, Emre`yi ilk fırsatta atmaları için onları koşullandıranlar bu amaçlarına ulaştıktan sonra, Bursaspor maçında sahada Emre'yi bulamayıca, "Fenerbahçeli futbolcular hakeme bir tek tecavüz etmediler" gibi söylemlerle gözlerine diğer Fenerbahçeli futbolcuları kestirdiler. Fenerbahçe ile ilgili gizliden bir linç kampanyası yürütüldüğü kanısı giderek bizlerde kuvvetlenmeye başladı. Benzer hareketleri yapan başka takım oyuncuları sahada bırakın kart görmeyi, faul bile çalınmazken, ekranda pozisyon gayet doğalmış gibi yorumlanırken (Sercan'ın Bilica'ya yaptığı hareket), Fenerbahçeli futbolcu söz konusu olunca, bir isimlerinin önüne ''kırmızı her koşulda ver'' yazmadıkları kaldı. Galatasaray - Beşiktaş Maçında M.Sarp'ın yaptığı hareketler karşısında son derece doğalmış gibi yorum yapan bu hakem eskileri nerdeyse Sarp'a evlat muhamelesi yaparken, Emre ya da bir başka Fenerbahçeli futbolcu (ismi önemli değil çünkü efendiliği ile tanınan Gökhan'a bile dil uzatıp hedef gösterebildiklerine göre) M.Sarp'ın yarısı kadar hareket yapınca bu zatlar tarafından adeta hedef gösteriliyorlar. Maçları yöneten hakemlere "zavallı" diyerek hakemlerin şeref ve haysiyetini malzeme yaparlarken, kendi yedikleri haltı fark etmeden, Fenerbahçeli futbolcuların sahadaki davranışlarını değerlendirme cüretinde bulunuyorlar. Birde buna da pozisyonları yorumlama adına yapıyorlar. Ayrıca haftaya Fenerbahçe maçını yönetecek hakeme "Haftaya atmazsan sen de zavallısın" ya da ''Eyyamcı Hakem ikinci sarıyı göstererek atmadı sonraki hafta bakalım ne olacak'' gibi söylemlerde bulunarak bir sonraki maçı hipotek altına almaya çalışıyorlar. Televizyon ekranlarında oluşturdukları sanal mahkemede Fenerbahçeli futbolcuların gelmiş geçmiş bütün maçlardaki faullerini ve sahadaki psikolojilerini değerlendirmeye alarak o günkü pozisyonun altında gerçek olmayan mesnetsiz çıkarımlarda bulunarak yargılayan ve sonunda cezasını kesen bu hakem eskileri kurdukları şimdinin Televizyon mahkemesinde hakim olmuşlar. Yeşil sahalar ile mahkeme salonlarını karıştıran bu arkadaşların, bu yeni mesleklerinde öğrenmeleri gereken ilk şey 'Bir kişi, topluluk veya kurumun, birilerine ya da kamu oyunda hedef gösterilmesinin kanunlar önünde suç olduğudur.'

Ya sahadaki Vahim'e ne demeli. Bursaspor`la deplasmanda oynadığımız maçı yöneten Çoban, mücadele boyunca gösterdiği ve göstermediği kartlarla oyunu Fenerbahçeli futbolcular açısından çekilmez hale getirdi. Ağır bir zeminde, yeterince ışık almayan bir statta, zor koşularda oyuncularımıza yapılan sert hareketleri (ışıktan dolayı herhalde) görmeyen Çoban, futbolcularımıza ise kart konusunda tereddüt dahi yaşamadan cömertce kartına davrandı!!! Özellikle 10.dakikada Bilica ile Sercan arasında yaşanan ikili mücadelenin ardından Sercan`ın Bilica`ya attığı tekmeyi es geçen Çoban, maçın sonraki dakikalarında adeta sarı kart olup takımımıza yağdı. 23.dakikada Lugano`nun müdahalesini doğru süzemeyerek kart gösteren ve sonrasında ortamın gerilmesine sebep olan Çoban, bu dakikadan sonra Alex, Güiza, Kazım, Andre Santos ve Gökhan Gönül`e sarı kart gösterdi. Hele Santos'un katı resmen gelecek maçlara hazırlık gibi idi. Öyle ya 10. hafta derbi mücadelesine ne kaldı anca 4 sarı yetişir. 68.dakikada Volkan Şen`in topla birlikte oyun sahasını terk ettiği pozisyonda takımımız aleyhine korner kararı vererek sinirleri iyice gerdi. Mücadele boyunca her pozisyonda sert müdahelelerle topa hakim olmak isteyen Bursaspor`lu oyunculara prim tanıyan Çoban, bu vahim kararları verirken acaba nasıl bir baskı altında idi. Özellikle Fenerbahçeli futbolcular söz konusu olunca sarı kartların önceden rezerv edilmiş gibi gösterilmiş olması bu baskının menşei konusunda kafamızda soru işaretleri oluşturdu.

Bütün bu şartlar altında dahi üç puan alan takımımızı kutluyorum. Ancak, asli görevini ne olduğu bilinmeyen kişisel egolarını tatmin etmek için televizyon ekranlarında parasına yorum yapan isimlere, en kısa zamanda psikolojik destek almaları kosunda tavsiye de bulunuyoruz! Hakemlik mesleğinin ve futbolumuzun geleceği, eski hakemlerin yanlı yorumlarına ve insiyatifine kalmışsa, vay bizim halimize! Kaliteli bir lig için sahadaki vahim isimler temizlenmeli, maçı takımına göre yöneten isimler görevlendirilmemelidir. Bundan ötesi pozisyonları yorumlamakla görevli ekranlardaki sözde hakemlik yapmış zatların (zamanında kendileri hiç hatalı karar vermeyen bu zatlar, özellikle Fenerbahçe aleyhine çaldıkları düdükleri hale hatırlarımızda iken), yorumlarını yaparken kendi sosyopsikojik yaklaşımlarından ziyade futbol kuralları çerçevesinede kural ne diyorsa onu söyleyerek değerlendirme yapmalarını, kişileri hedef göstermeden, forma rengi ayırt etmeden, benzer pozisyonlarda yaptıkları yorumları söz konusu Fenerbahçe olduğunda çarpıtmadan yapmalarını istiyoruz. ARTIK gerginlik yaşamadan futbol maçı ve yansız spor programı izlemeyi bekliyoruz!!!

Ayrıca 5.Haftası geride kalan Ligimizde, Fenerbahçeli futbolculara karşı sahaya şartlanmış bir şekilde hakemler çıkmaya devam ederlerse ya da onları ekranlar da şartlamaya çalışan zatlar bu çabalarını sürdürmeye devam ederlerse, sonrasında Ligte yaşanacak olayların sorumlularını aramak için çaba harcamaya fazla gerek yok, adres belli zaten. (hedef göstermek kolay gördüğünüz gibi). Hal böyle iken bu hareketleri sergileyen spor programları, yorumcuları ve hakemler(etkilenmemeleri konusunda) uyarılarak, herkesin asli görevini yapması için kırmızı çizgilerin belirlenmesi gerekmektedir. Bu nedenlede yetkilileri göreve davet ediyoruz...


13 Eylül 2009 Pazar

Bursaspor - Fenerbahçe Maç Öncesi

Maç için takımız Bursaya gitti. Kafilede yer alan isimler: Volkan Demirel, Volkan Babacan, Fehmi Mert Günok, Diego Lugano, Fabio Bilica, Bekir İrtegün, Roberto Carlos, Gökçek Vederson, Gökhan Gönül, Cristian Baroni, Selçuk Şahin, Alex De Souza, Andre Santos, Deivid De Souza, Kazım Kazım, Mehmet Topuz, Uğur Boral, Özer Hurmacı, Daniel Güiza, Semih Şentürk.

Daum bu 20 kişilik ekipten bakalım kimleri ilk onbirde sahaya sürecek.

Muhtemel onbirler şöyle olabilir:

FENERBAHÇE

Volkan Demirel
Gökhan Gönül - Diego Lugano - Fabio Bilica - Gökçek Vederson,
Cristian Baroni - Mehmet Topuz
Kazım Kazım - Alex De Souza - Andre Santos,
Daniel Güiza

BURSASPOR
İvankov
Ali Tandoğan - Ömer Erdoağan - Zapotocny - Mustafa Keçeli
İvan Ergiç - Hüseyin Şimşir
Volkan Şen - Turgay - Ozan İpek
Sercan Yıldırım

Bursaspor sahaya nasıl bir onbir çıkarır. Ertuğrul Sağlam nasıl bir taktik seçer, tek forvet mi yoksa iki forvet mi oynar onu maç saatinde görecez. Gecenin en çekişmeli maçı olacağı kesin. Bizim açımızdan maçı kazanmak ve kayıpsız geçmek, rakibimizin derbi mücadelesinden galip çıkması sonrasında oldukça önem arz ediyor. Bursaspor'un bu senenin flash ekipleri arasında olacağını belirtmiştim. Bursaspor, Manisaspor, Eskişehirspor bu sene, Sivasspor'un gösterdiği başarıyı göstermeye namzet takımlar. Bu takımlara, Kayserispor ve Büyükşehir Belediye en yakın ekipler olarak görünüyor. Kendi sahamızda oynadığımız Manisaspor maçının ne kadar zorlu geçtiğini hatırlarımızda iken şimdi de aynı ayarda güçlü bir ekip olan Bursaspor ile sahasında oynayacağız. Ertuğrul hoca ve Timsahlar'ı kendini ispatlamak için bu maçta ellerinden geleni yapamacaklar. Ligte geride kalan 4 haftada 6 gol atıp 5 gol yiyen Timsah'ları kendi sahasında yenip 3 puan alacağımıza inancım sonsuz. Kanatların işlemesi bu akşam gol pozisyonuna girmemiz için son derecece önemli. Bursaspor ataklarını karşılayacak olan Cristian ve Mehmet orta sahada görevlerini yerine getirirlerse Bursaspor pozisyon bulmakta zorlanır. Kadro kalitesi yüksek olan takımımız kontrolü elinde tuttuğu sürece maçta 3 puana yakın ekip. Ekibimize başarılar diliyoruz...

Nasıl Yani? Emre'ye Kırmızı, Sarp'a Sarı MI?

Mustafa Sarp kendisine Tabata tarafından yapılan sert müdehale sonrası önce yerdeki rakibine kafa attı, sonra kendisine Ferrari müdehale ederken sol ayağı ile Tabata'nın kafasına tekme. Peki Mustafa Sarp ne kart gördü? Sarı.

Manisaspor dahil hemen her maçta Mustafa Sarp'a yapılan faullerin onlarcasına mahruz kalan Emre, Mustafa Sarp'ın bu maçta gösterdiği tepkinin yarısını bile yapmazken kırmızı kartla cezalanrıldı.
Şimdi soruyoruz; Galatasaray da oynarken de aynı hareketleri yapan Emre hiç kırmızı kart görmezken, Fenerbahçe de yaptığı aynı hareketler sonrası neden kırmızı kartla cezalandırılıyor? Ya da bugün Emre'den kat kat daha rezil hareketleri sahada yapan M.Sarp'a neden kırmızı gösterilmiyor? M.Sarp'ın üzerinde sarı lacivert forma olsaydı bu hareketlerin rengi kırmızı mı olurdu yoksa sarı mı? Kırmızı olacağından hiç şüphem yok. Hakemler formaya göre mi kart seçiminde bulunuyorlar? Emre söz konusu olunca eski bazı hakem müsfetteleri yorumlarında Emre'ye gösterdikleri çatal dillerini, benzer hareketleri yapan diğer oyuncular için neden kullanmıyor. Burada Emre'nin yaptığı hareketlerin doğru olduğunu savunmuyorum. Tabiiki yanlış. Ancak Emre'ye 3 maç ceza veren zihniyetler, M.Sarp'ın bir kırmızı kart bile görmemesini nasıl hazmedecekler onu merak ediyorum. Emre, Manisaspor maçında kafamı attı? Tekme mi? Ama 3maç ceza aldı. Mustafa Sarp, haftaya kadroda yerini alacak. Bu haksız bir rakabet doğurmuyor mu?

Ferrari, M. Sarp'ı tutmakta zorlanırken, Emre'ye böyle bir müdehaleye gerek olmuşmuydu?

Şimdi bu görüntülerden sonra kimse bana Emre'nin Manisaspor maçında bu hareketlerden daha şiddetli bir itiraz gösterdiğini savunamaz. Çünkü bu noktaya gelmeden Emre Kırmızıyı görmüş kulübenin yolunu tutmuş olurdu. Üzerinde Fenerbahçe forması taşımanın verdiği ağır külfette bu oluyor işte.

Burada M.Sarp, Ferrari'yede kafa atsa kırmızı görürmüydü? Topu ceza sahasının dışında son adam olarak elle kesen Leo Franco' ya kırmızı kart gösteremeyen ya da rakibini ceza sahasında çok usta bir şekilde yere indiren Emre Aşık'a penaltı çalamayan hakem burada o kırmızıyı da gösteremezdi. Şimdi bu durumda Hakem'in kötü olduğunu savunan zihniyet, neden sahada çalınan düdüklerin sadece Beşiktaş'ın aleyhine olmasını, Galatasaray aleyhine olmamasını nasıl açıklayabilir? Öyle ya kötü isen her iki tarafa da hatalı düdük çalarsın.

Evet Beşiktaş kötü oynuyor, evet kadro kalitesi düşük, evet derbi mücadelelerinde kazanma şansı düşük. Tamam Galatasaray'ın kadro yapısı kaliteli, tamam iyi oynuyor, tamam belki derbiyi kazanmayı hak ediyordu. Ama bütün bunlar hakemin böylesi bir maçta bu tip büyük hatalara imza atmasını haklı çıkarmıyor, çıkaramaz da. Bu maçtan sonra Galatasaray Ligte güçlü bir ekip ile oynasaydı bu eksikler dez avantajı olacaktı. Gerçi Kasımpaşa ile oynayacak etkilemezdi. Ancak çok kritik bir maç öncesi bu tip kartların gösterilmemesi ligin gidişatını etkileyecektir. Tamam hakem hataları olacaktır bu kaçınılmaz birşey. Ancak bu hatalar tek taraflı olursa o zaman zihinlerde hakemlerin samimiyetleri açısından soru işaretleri doğar. Kaldı ki böylesi derbi maçları yüksek konsantrasyon içinde yönetirken bu tip net görünen pozisyonlarda gerekli kararı veremeyen hakemler, diğer mücadelesi düşük maçlarda kim bilir ne tür hatalara imza atacaklar. Düşünmek bile ürkütücü...

12 Eylül 2009 Cumartesi

Derbi Maçları Ağır Gelir Beşiktaş'a! GS 3 - BJK 0


Fenerbahçe ile oynanan Süper kupa mücadelesinden sonra; ''-Beşiktaş'ın hücum oynayarak maçı kazanamayacağını söylemiştik. Bu oyun tarzı ile belki başa baş mücadele etti. Ancak takım kadrosu bence maçı kazanacak kalitede değil ve eğer derbi maçlarına bu şekilde çıkarsa maç kazanmasıda zor.'' demiştik.

Gençlerbirliği maçının ardından da ''-Beşiktaş'ın maçlarının çoğu, Gençlerbirliği ayarında ve üst düzey takımlara karşı beraberlik veya mağlubiyet ile sonuçlanır. Bu sonuçlara şimdiden alıştırmalı Beşiktaş taraftarı kendini. Daha şampiyonlar ligi maçlarıda üstelik başlamadı. 5. haftada Galatasaray ile oynayacakları derbi maçı Beşiktaş'ta bir dönüm noktası gibi görünüyor. Beşiktaş bu maçta eğer ağır bir yenilgi alırsa, belki o zaman Beşiktaş yönetimi ve Denizli geçen seneki şampiyonluğun ve kazanılan Türkiye kupasının gerçek değerlendirmesini yapar. Aslında gerçekte kötülerin iyisi olarak kazandıkları şampiyonluğun ve kupanın gölgesinden sıyrılarak güçlü bir takım kurma çabası içine girerler. Bunu anladıklarında ise bu sene için tren çoktan kaçmış olacak.'' diyerek Beşiktaş'taki kötü gidaşa dikkat çektik.

Beşiktaş, bu maçtan sonra Tabata'yı da aldığı Gaziantepspor ile sahasında berabere kalarak söylediklerimizde ne kadar haklı olduğumuzu gösterdi bir kere daha bizlere. Bu güne geldiğimizde ise rakibi bu takımlardan daha güçlü bir takımdı. Sonuç kaçınılmazdı ve nitekim 3gol yiyerek büyük darbe aldı. Mustafa Denizli'nin çıkardığı onbirden, Holosko'yu oynatmama ve saha içi taktik hatalarından, kaleci Rüştü'nün yediği gollerdeki hatalarından ve savunmanın pozisyon hatalarından ya da forvet hattındaki becerisizliklerden bahsederek maçı değerlendirmek sadece günü kurtarmaktır. Neden böyle diyorum açıklayayım. Bir maçı değerlendirmek o günün şartları dahilinde yapılan hataları göstermek sadece kaliteli kadrosu olan ve şimdiye kadar iyi işler yapmış bir takım için kısa vedede bir anlam taşıyabilir. Ancak ligte 5 maçta sadece 1 galibiyet alabilmiş bir takım için ise sorunun tespitin de yeterli değildir.

Geçen sene Fenerbahçe ve Galatasaray'ın ligten erken kopmasının yanında, kaliteli futbol oynayabilen bir takımın olmadığı ligte, gerçekte kötülerin iyisi olarak kazandıkları şampiyonluk ve Türkiye kupasından sonra, Beşiktaş yönetimi gerçekleri göremedi. Bugün gelinen noktada ise Beşiktaş'ın ne Galatasaray ne de Fenerbahçe ile mücadele edebilecek bir kadro yapısına sahip olmadığı görünüyor. Bursaspor, Manisaspor, Eskişehirspor gibi güçlü ekipler ile oynamayan Beşiktaş, bu sene ilk 5 mücadelesi verir ancak. Fenerbahçe ile yapılan süper kupa maçının ardından, ligte geçen 5 hafta sonunda Beşiktaş'taki asıl sorunun, maça özel yapılan hatalardan ziyade kadro kalitesinin düşük olması olduğu açıkça görünmektedir. Nitekim Tabata ve İbrahim Kaş transferleri ile bu açığı kapatmaya çalışan Beşiktaş yönetimi, treni kaçırdıktan sonra bu transferleri son bir çırpınışla yaptı.

İlginizi çekebilir:

11 Eylül 2009 Cuma

Ne Oluyor Topuz?

Bu ne Babo! Futboldan umudu kestin, kendine başka bir meslek mi ediniyon :)

Mehmet Topuz'un Fenerbahçe Gazetesi'ndeki röportajı burada. Bursaspor maçında sahada görmeyi bekliyoruz Mehmet'i. Bu önemli maçta kendisine Emre'nin yokluğunda çok iş düşüyor. Orta sahamızda atakları başlatacak ve oyuna yön verecek isim olacak Topuz. Bu maçta kilit isimlerden biri, iyi oynayıp oynamaması maçın neticesine doğrudan etki edecek. Maçta gözümüz üzerinde olacak haliyle. Gününde olursa bu zor deplasmandan 3 puan almamız kolay olur. Hadi hayırlısı, vira Mehmet vira...

İlginizi çekebilir:

İnsanı Herşeyden Soğuttular!!!

İnsanı, takiyeleri ile siyasetten, ekrana çıktığındaki hareketleri ile televizyondan soğuttu. Bu da yetmiyormuş gibi şimdide oğlu ile birlikte girdikleri futbol camiasını karıştırarak futbol zevkimizin içine ettiler. Mellekete hizmet verecek başka adam gibi adam bulamayan Ankara'lıya Allah akıl fikir versin. Ülkenin yetişmiş, değerli bunca aydın insanı varken nasıl bir şeçimdir ki bizleri bu insalarla muhatap ediyorlar. Koskaca Ankara, kulüplerine Ahmet Gökçek'ten başka bir başkan bulamadı mı? Nasıl bir ilişkiler ağı içindeler ki bu saltanata dönen bir oluşum halini alıyor. En iyisi ben ağzımı bozmadan burada noktayı koyayım.

Ankaraspor PFDK'ya sevkedilmiş. PFDK’nın Ankaraspor ile ilgili kararını 15 ya da 17 Eylül’de verecekmiş. Bu nedenlede Başkent temsilcisi, en az iki hafta müsabakalara çıkamayacakmış. Ankaraspor davayı kazanırsa ertelenen maçlar uygun tarihlerde oynatılacakmış, kaybederse sezon 17 takımla tamamlanacak ve Başkent ekibinin rakipleri hükmen galip ilan edilecekmişşş. Ankaragücü bu hikayeden neden hala nasibini almıyor anlamış değilizzzz??? Hikâyemiz burada biter, bitmezzzz...

İlginizi çekebilir:

10 Eylül 2009 Perşembe

Sercan Polemiği Tam Gaz

Transfer sezonunun son gününe hatta son dakikalarına kadar Fenerbahçe ile anlaştı, anlaşmadı polemiği devam etti. Artık bu olay kapandı derken, önce Sercan'ın babasının, şimdi de Sercan'ın eski menajerinin açıklamaları basında yer alıyor. Sercan'ın eski menajeri: F.Bahçe’ye gitmek için can attı. ‘Alex ile kral olurum’ demişti diyor açıklamasında. Sercan'ın gönlü şu takımdaydı, yok bu takımda, yok efendim gönlü hangi takımda bilmem ama Fenerbahçe de forma giymek istiyordu, Sercan böyle diyordu, böyle oldu, falan filan... Yeter ARTIK!!!

Ne zaman bu polemik bitecek bakalım. Bu yazılıp çizenlerin kime faydası var? Tamam gazeteler satmak ve tirajını arttımak için yapıyor bu haberi, ya bu haberleri yapmasına çanak tutanlara ne demeli. Sercan'ın babası ve menajeri neden olay bitmişken konuşuyorlar ki. Bunun Sercan'a ve kedilerine ne yararı olacak? Aksine zararı olacağıda aşikâr ortada iken neden konuşuyorlar? Basının bu konuda haber yapmasına çanak tutarak Sercan'a zarar verdiklerinin farkında değiller mi? Anlaşılan bu polemik daha böyle sürüp gidecek bir süre daha. Allah akıl versin diyorum ne diyeyim...

İlginizi çekebilir:

Yayın Rezaleti ve Üzerine Yiten Umutlar...

Rezalet derecesinde kötü bir yayın ile başlayayan gece, mutlak kazanılması gereken maç 1-1 sonuçlanınca yitip giden umutlar, kötü oyun, kötü saha zemini, kötü sonuç, bizden her yönü ile zayıf ve kötü Bosna Hersek, yorumlaması manasız ve futbol adına zevksiz kötü bir maçın sonucunda kötü biten gece. Kötü, kötü, kötü...

Bize bu geceyi yaşatan, milli takımımızdan kat kat daha zayıf ekiplerin yer aldığı gruptan çıkma becerisi gösteremeyen, 2010 Dünya Kupasına sadece seyirci olarak katılmamıza neden olan ve birde bütün bunların üzerine hala umut dağıtan zihniyeti tebrik ediyorum!!!

9 Eylül 2009 Çarşamba

Bosna Hersek - Türkiye

2010 Dünya Kupasına katılma şansımızı sürdürebilmek için mutlak kazanılması gereken bir maça çıkıyoruz. Bu maç öncesi şu kadro ile çıkarsak şöyle olur, böyle yaparsak daha iyi olur, şunları yapmamalıyız ya da Bosna Hersek şöyle böyle demenin bir anlamı yok. Çünkü sözün bittiği bir maça çıkıyoruz. Hiçbir analizin fayda etmeyeceği sadece kazanmaya inanan bir ekibin mücadelesini ve buna engel olmaya çalışacak bir ekibin savaşını izleyeceğiz. Yeryüzünde hiçbir şey bu maç öncesi bu mücadeleyi ölçemez veya değerlendiremez. Maçta futbol tanrısı ne isterse o olacak. Kısacası bu maç bundan sonra oynayacağımız Belçika ve Ermenistan maçlarını ya yola devam maçı yapacak ya da formaliteden oynanacak grup maçları. Mücadeleyi sonuna kadar sürdürerek milli heyecanı Afrikaya taşımak dileği ile ''Haydi Türkiye! 2010'da Güney Afrika'da Seyirci Olma'' diyoruz.

Bosna Hersek - Türkiye Maçı
Bilino Polje Stadında oynanacak ve
FOX TV'den canlı olarak saat:21.00'de yayınlanacak.

Milli Takımımıza Başarılar Diliyoruz